29 Kasım 2008 Cumartesi

AYNA-STV


Samanyolu televizyonunda ayna isimli bir program var.Denk geldikçe seyretmeye çalışıyorum.Dünyadaki farklı kültürleri oturduğum yerden izlememi sağlıyor.Bu gece Abd'deki yahudilerle ilgili yapılan programı gösterdiler.Enteresandı.

Yahudilerin eğitimleri,hayata bakışları,özellikle fundamentalist(!)yahudilerden duyduklarım,gördüklerim kendimin hayata bakışı ile örtüşünce,şaşırmadım.Aynı şeyin derdini güdüyormuşuz,dinlerimiz dışında.Bakışlarını şöyle sıralayacak olursak;televizyona hiç sıcak bakmıyorlar,tamamen vakit kaybı görüyorlar ve aile içi sıcaklığı kaldırdığına inanıyorlar.Çocuğa bakışları Recep Tayyip Erdoğan'dan beter.Üç ebeveyn gösterdiler;biri 5 kardeş,birinin 6 çocuğu var,birinin 10 çocuğu var.Çocuklar,onlar için gelecek.Misyonlarını devam ettirecek değerler gözü ile görülüyorlar.Okul eğitimlerinde kızlar ve erkekler ayrı okullarda eğitim görüyor.Kızlara bayan,erkeklere bay öğretici ders veriyor.Düğünlerinde haremlik-selamlık uyguluyorlar(Bu anlatılanlar dindar yahudileri kapsıyordu,diğer yahudi kesimi için geçerli olmayabilir).Onları seyrederken,kendi ülkem aklıma geldi,bize birileri aile planlamasını yedirmeye çalışıyor.Karma eğitim çağdaşlık diye yutturulmaya çalışılıyor.Haremlik-selamlık söylemleri,çağdışılığa toslatılıyor.Onların kültür,gelir,sosyal seviyelerine baktığımda,bizim ülke standartlarının çok üstünde olduklarına şahit oluyorum.Fundamentalizm,ne kadar insanları geriye götürüyor(!)buna şahit oluyorum.Bizi çok kötü kazıklıyorlar ve biz bu kazığı senelerdir yiyoruz.

26 Kasım 2008 Çarşamba

chp kömür yerine ne dağıtacak


baykal,müthiş bir açılım yaparak,çarşaflılara rozet taktı ve gündeme oturdu.aleyhine ya da lehine herkes baykal hakkında bir şeyler söylüyor,yazıyor,çiziyor(ben dahil).bu kadar ilgi gören baykal,seçim öncesi herkese önce çarşaf dağıtacakmış,sonra da çarşaf dağıttıklarına rozet takacakmış :))).amaç "reklamın iyisi kötüsü olmaz"söyleminin doğruluğunu test etmek.seçim öncesi gündem baykal ve chp olur.:))bu da baykal ı patlatır(!) :))

25 Kasım 2008 Salı

KIZIM DURU'DAN İNCİLER...


BABA:
-Kızım niye,o oyuncağı kardeşine vermiyorsun,biraz da o oynasa,bak ağlıyor...
-Baba,hep ben üzülüyorum,onun yüzünden.Biraz da o üzülsün...!
-?!

Silahlı Saldırıya Uğrayan Ünlüler...

AHMET ÇAKAR
2004 yılında eski FIFA hakemlerinden Ahmet Çakar da Mecidiyeköy'de uğradığı silahlı saldırı sonucu yaralandı. Mecidiyeköy Profilo Alışveriş Merkezi önünde otomobilinden inen Ahmet Çakar'a, kimliği bilinmeyen bir kişi yaklaştı. Çakar saldırıda karnından ve kasığından vurularak yere düşerken saldırgan da yaya olarak kaçmayı başardı.
ARTO
Eylül 2000'de Arto, silahlı saldırı sonucu Etiler'de Tolga Bilgi tarafından bacağından vuruldu.
ASENA
Ocak 2003'te ünlü oryantal Asena, silahlı saldırıya uğradı. Bir televizyon kanalında yayımlanan 'İbo Show' adlı programın çekimlerine katılmak üzere Seyrantepe'deki stüdyolara giden Asena, arabasından inerken, kimliği belirsiz bir kişi tarafından bacağından vuruldu. Olayın hemen ardından hastaneye kaldırılan Asena, ameliyata alındı. Kurşunun Asena'nın diz kapağının altına isabet ettiği öğrenildi.
CENGİZ İMREN
Mart 2006'da fantezi müzik yorumcusu Cengiz İmren uğradığı silahlı saldırı sonucunda bacağından yaralandı. İstiklal Caddesi'ndeki bir bardan çıkışta vurulan İmren, ameliyata alındı.
DERYA TUNA
Ekim 2002'de Derya Tuna, Günay Restaurant'ın önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu Hüseyin Bozan tarafından bacağından vuruldu.
GÜLŞEN
Aralık 2007'de Ankara'da sahne aldığı gece kulübünün çıkışında Gülşen silahlı saldırıya uğradı. Saldırıdan yara almadan kurtulan Gülşen, şöyle konuşmuştu: "Kulüp çıkışında birkaç kişinin bağırarak ateş açtığını gördüm. Bana yönelik bir saldırıydı ama kimin, neden böyle bir şey yaptığını bilmiyorum. 11 yıldır piyasadayım, ilk kez böyle bir şey başıma geldi!"
HINCAL ULUÇ
1994 yılında Hıncal Uluç da silahlı saldırıya uğradı.
İBRAHİM TATLISES
Ocak 90'da İbrahim Tatlıses Maksim Gazinosu'nda sahnedeyken bacağından vuruldu. Saldırganlar Ramazan Yetişen ve Fuat Aslan, vurma gerekçelerini "Bize kaset sözü verdi ama yapmadı" şeklinde açıkladı.
İSMAİL TÜRÜT
Mayıs 2001'de İsmail Türüt, daha önce Arto'yu vuran saldırgan Tolga Bilgi tarafından sahne aldığı restoranda ayağından vuruldu. Yakalanan bilgi, gazetecilere "Çok konuşursa böyle olur'' dedi. Bilgi, Arto'yu vurduktan sonra cezaevine girmiş, 6 ay sonra tahliye edilmişti.
KAYA ÇİLİNGİROĞLU
Kasım 2003’te Kaya Çilingiroğlu, işyerinin önünde üç kişinin silahlı saldırısına uğradı. İki dizinden de vurulan Çilingiroğlu'nun sağlık durumu iyi. polis saldırganların eşkalini belirledi.
MEHMET ALİ ERBİL
Şubat 2005’te ünlü sunucu Mehmet Ali Erbil’e silahlı saldırıya uğradı. Erbil’in aracına kimliği bilinmeyen kişiler tarafından ateş açıldı. Mehmet Ali Erbil, aracına binerken dört el ateş edildi. Kurşunlardan biri, Erbil’in aracına isabet ederken, diğeri çok yakınından geçti. Mehmet Ali Erbil, şans eseri ölümden döndü...
MUAZZEZ ERSOY
Ekim 98'de konser vermek için Edirne'ye giden Muazzez Ersoy, silahlı saldırıya uğrayıp bacağından yaralandı. Olay, Ersoy'un, hayranının şampanya teklifini geri çevirmesinden kaynaklandı.
OKAN BAYÜLGEN
Kasım 97'de Okan Bayülgen de bacağından vurulmuştu. 'İstanbul Kanatlarımın Altında' isimli sinema filminin setinde bacağından vurulan Bayülgen'in saldırganı Murat Çakmak, sanatçıyı filmde canlandırdığı 'Lagari Hasan Çelebi' rolüyle Osmanlı'ya hakaret ettiği gerekçesiyle vurduğunu söyledi.
ÖZCAN DENİZ
16 Şubat 2008'de Çeşme'de bir otelde sahne aldıktan sonra Mustafa Adaş tarafından bacağından vuruldu. İddialara göre 'Meleğim' şarkısını isteyen Adaş, Deniz şarkıyı söylemeyince silahına davrandı.

OĞLUM KAYRA'DAN İNCİLER...

-BABBA,BİR 3 BİR 3 E NE DEMİŞ?
-NE DEMİŞ OĞLUM?
-GEL BERABER 33 OLALIM DEMİŞ,HAHAHAA! GÜZEL Mİ OLDU BABBA!
-?!?!?!?!?! (yaş 5)

ANNE:
-OĞLUM!BENİ Mİ DAHA ÇOK SEVİYORSUN,BABANIMI?
-ANNE! BABAMI ÖNEMSİYORUM,SENİ SEVİYORUM :) (yaş 5)




22 Kasım 2008 Cumartesi

CEVABA BAKARMISINIZ?



Vakit haberi patlattı, Genelkurmay bakın ne dedi?

Tuğgeneral Metin Gürak'a Vakit'in 'helikopterle piknik' haberi soruldu. Gürak'ın cevabı bakın ne oldu?
Kobra helikopteriyle pikniğe giden Orgeneral Hasan Iğsız'ın görüntüleri ortada kaldı. Haftalık basın toplantısında kobralı fotoğrafa yanıt gelmedi. Vakit'in gündeme getirdiği habere tepki gösteren Tuğgeneral Metin Gürak "amacı belli olan yayın organlarıyla igili soru sormayın" cevabını verdi.Genelkurmay Başkanlığı 7-21 Kasım tarihleri arasında 59 iç güvenlik olayının meydana geldiğini ve bu dönem içinde güvenlik kuvvetleri tarafından 14'ü teslim olma, 11'i yakalanma ve 7'si ölü olmak üzere 32 bölücü terör örgütü mensubunun etkisiz getirildiğini bildirdi.

Vakit'in dün yayınladığı görüntülere göre, Org. Hasan Iğsız eşi ve çocuklarıyla beraber, kobra tipi askeri helikopterle aile pikniğinde görüntülendi. Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak tarafından yapılan basın bilgilendirme toplantısında, 900 uzman jandarmanın istifa ettiğine dair haberlerin doğru olmadığı ve Vakit gazetesinin yazdığı 'helikopterle piknik' haberine cevap verildi.
HELİKOPTERLE PİKNİK SORUSU
''Bazı basın organlarında ''helikopterle piknik'' şeklinde bir haber yer alıyor. Bu konuda bir açıklama yapılacak mı?'' sorusuna Tuğgeneral Gürak, ''Bize, amacı belli olan yayın organlarının yayınlarına dayalı soru sormayın'' karşılığını verdi.
Bence cevap şu olmalıydı:Konuyu araştırıyoruz,gereği yapılır.Verilen cevaba yazık demekten başka bir şey bulamıyorum.

21 Kasım 2008 Cuma

pakize suda'dan köşe yazarlığına yorum


Evet,pakize hn.köşe yazarlığı ile ilgili bir yazı yazmış.benim çok hoşuma gitti yazısı.Ben aslında olaya gazetecilik olarak değil,hayata bakmak anlamında baktım.Aynı şeyleri hayat için yorumladım ve buraya aldım.
Pakize Suda köşe yazarı olmak isteyenleri uyardı!...

Kim istemez ki köşe yazarı olmayı? Bir çok insanın hayalindeki meslek.. Ama işte göründüğü kadar kolay değil...
Bir çok insanın hayalidir gazeteci, köşe yazarı olmak.. Pakize Suda bugün yazısında köşe yazarı olmak isteyenleri uyarıyor. Köşe yazarlığının zorluklarını birbir anlatıyor. "Şikayet etmiyorum, izin istemek içinde yapmıyorum" diyor Suda "Sadece bilin istedim" diye ekliyor... Bu işin en zor tarafı, yani bir gazete köşesinde yazmanın, hayatın içinde ve hayata bağlı olma zorunluluğudur bana sorarsanız. Bunun 365 gün 24 saat mümkün olmadığını söylememe gerek var mı? Siz de "insan"sınız, bilirsiniz. Bazen öyle bir koparsınız ki hayattan, dünya yıkılsa umurunuzda olmaz. Evin, hatta odanın dışında olup biten her şey artık çok uzaktır. Buzlu camın arkasından bakarsınız dünyaya. Herkesin önemli bulduğu meseleler, bütün koşuşturmalar boştur, boşunadır. Başka bir iş yapıyor olsanız durumu idare edebilirsiniz. Otomatiğe bağlarsınız birkaç gün. Ama bizim işte olmaz.
24 saat gözünüzü dört açacaksınız... Kaçırmayacak, atlamayacaksınız... Canlı ve heyecanlı olacaksınız... Bırakmayacaksınız kendinizi... Gevşemeyecek, boş vermeyeceksiniz... Çok bilgili, en azından ilgili olacaksınız... Hayatla bağlarınızı koparmayacaksınız... İşiniz hayattır çünkü. Oysa ne sık ilgisini kaybeder insan olan bitene... Ne sık çekilir o buzlu camın arkasına... Ne sık yabancılaşır etrafına... Bir gün önce deli gibi merakla takip ettiği bir sürü şeyi nasıl umursamaz olur... Üstüne ciddi ciddi ahkám kestiği bir sürü şey nasıl komik görünür gözüne... Muhasebecisiniz diyelim, yahut terzi, yahut aşçı, mühendis... Bazen aklınız orada olmasa da eliniz, gözünüz alışkanlıkla götürür işi... Ama bizim işte aklınız hep yanınızda olacak. Zordur zor. Düzeltmesi yoktur. Hesapları ertesi gün yeniden gözden geçirebilirsiniz... Bizim işte ertesi gün çok geçtir. Yaptınız yaptınız... Yapamadınız, yandınız. Yalnızsınızdır bir de... Topu atacak amir, memur, sekreter, yardımcı, yamak yoktur yanınızda. Sonra herkes tetiktedir... Bir açık, bir yanlış bulmaya ayarlıdır. Okur, öteki yazarlar, patron...
Yok, şikáyet etmiyorum. İzin için girizgáh da yapmıyorum. Sadece durumu anlatıyorum. İçinizde hevesli olanlar varsa... Yok, "vazgeçin" demiyorum, sadece bilin. MIŞ-MUŞ Demet Akalın sevgilisinden ayrılınca 10 günde 5 kilo vermiş. Bütün diyetler çöpe! Çevre ve Orman Bakanlığı, ormanlara zarar veren böceklere karşı özel böcekler üretmiş. Derin devletin orman versiyonu! İşsizlik oranı yüzde 9.8’e çıkmış. Ekmek her zaman aslanın ağzında ama şimdi aslanı arayıp bulacaksınız önce.

10.11.2008 - 16.11.2008 tarihleri arasında gazetelerin satış rakamları...

GAZETE NET SATIŞLARI

ZAMAN
882.173
POSTA
627.342
HÜRRİYET
517.672
SABAH
410.985
P.FOTOMAÇ
268.804
MİLLİYET
246.139
FANATİK
230.649
VATAN
222.417
TAKVİM
196.728
AKŞAM
158.127
TÜRKİYE
143.745
GÜNEŞ
142.678
SÖZCÜ
141.675
YENİ ŞAFAK
103.042
STAR
102.682
CUMHURİYET
76.725
YENİ ÇAĞ
57.009
A.ŞOK
56.697
RADİKAL
55.543
EFSANE FOTOSPOR
52.166
MİLLİ GAZETE
51.284
A.VAKİT
51.209
FOTOGOL
46.625
TARAF
43.356
BUGUN
42.811
YENİ ASIR
42.519
HO.TERCÜMAN
21.089
REFERANS
13.269
ORTADOĞU
8.268
YENİ ASYA
7.586
G.EVRENSEL
7.472
BİRGÜN
6.458
DÜNYA
5.819
YENİ MESAJ
5.321
TODAYS ZAMAN
5.112
ÖNCE VATAN
3.292
T.DAILY NEWS
2.863
HÜRSES
2.171
TOPLAM
5.059.522

TAKİYYENİN DANİSKASI..!




Sevgili Deniz Baykal,çarşaflı,türbanlı,başörtülü,masa örtülü,aklınıza gelebilecek her türlü örtülü vatandaşa chp rozeti takmış,onları bağrına basmış(!)."Onlar da vatandaşımız"demiş.Utanmadan...


Bir gün sonra bağrından itmiş"Üniversiteye filan girmek istemek yok!"...Yaptığımız açılım birden kapanım oluverir.Ne haddine senin örtülü insanlara yaklaşmak.Ne işin var o insanlarla.Onlar insan bile değil ki(!).Sen git, kendi kokanalarınla takıl.Nur Serter ile, Türkan Saylan ile,Canan Arıtman'ınla...


Takiyye!


Lan bu yaptığın; takiyyenin bir üstü için kullanılacak bir kelime var mı? Ben bilmiyorum!Varsa;bu yaptığının adı odur.İnsanı insanlıktan çıkarırsınız siz.Üç oy için,Ata'nı reddedersin sen.Adam ol da kenara çekil artık.Türkiye'ye yazık etme.Artık seni bu ülke kaldıramıyor.İki yüzlülüğünü,takiyyeni,salakça ettiğin cümleleri.Git artık Baykal git,CEHENNEME KADAR YOLUN VAR...


18 Kasım 2008 Salı

Yalçın Küçük

Bugün bir internet sitesinde okudum.pkk nın yetkili ağzıymış yalçın küçük.Ne ilginç bir ülkenin mensubuymuşum.Adamın internet sitelerinde yayınlanan,pkk kamplarından verdiği görüntüler,daha gözümün önünden gitmeden,bilmem nerede pkk için sarfettiği cümleler yazıyordu internet sitesinde.Ne şerefsizler yetiştirmiş bu ülke.Biri apo,biri yalçın küçük,biri bilmem kim,daha neler görecek bu insanlar belli değil.Her okuduğum haber,neredeyse şok ediyor.Adamın birisi devletin bekaası için bazı bilgilere ulaştı diye,öldürülüyor;bir başkası yine aynı amaca hizmet etmek için,suçlu yakalıyor,bir başka yere sürülüyor,ya da görevden alınıyor.Bu devran böyle dönmeyecek sanıyorum.

13 Kasım 2008 Perşembe


Hürriyet ne yazdı, (ne yazamadı)

13 Kasım 2008 12:15

Değerli okuyucularımız böyle bir yazıyla zamanınızı almak istemezdik. Ancak malum gazetenin doğurduğu lüzum üzerine, affınıza sığınaraktan...

Babıali Mahallesi'nin en iri kabadayısı Hürriyet, semte yeni taşınan komşuların huzurunu kaçırmasından rahatsız oldu.

Kendi yapıp, kendi sattığı putların artık gerçeği görenlerce ayaklar altına alınmaya başlaması üzerine dehşete düşen gazete, köşeye sıkışanlara has bir psikolojik hamle ile "muhatap almayı gururuna yediremediği" rakiplerini suçlayan bir metin kaleme alarak birinci sayfasından okurlara duyurdu.

"Değerli okuyucularımız, böyle bir yazıyla zamanınızı almak istemezdik. Ancak son günlerde iyice saldırganlaşan tavırlar karşısında, bir defalığına, affınıza sığınıyoruz" dip notu ile sunulan metin aslında Türk Basın Tarihi'nde bir Devrim Noktası. Çünkü Hürriyet bundan önce kendisine kimseyi muhatap almadan, hasımlarını dolaylı yollarla karalayan haberler yaparak bitirmeyi tercih eden bir üsluba sahipti. Şimdi en azından "ezerim ayağımın altında" tavırlarıyla da olsa muhatap almış oluyor..

Hürriyet'in yayınlandığı metni sizlere kelimesine dokunmadan (hatta aslında ne anlatmak istediğinin açıklamasını da parantez içinde promosyon hizmeti olarak vererek) olduğu gibi sizlere sunuyoruz.

Karar sizin, bakalım doğru okumuş muyuz?


CÜCE, YANDAŞ VE BESLEME
(HÜRRİYET’İN İTİRAFNAMESİ)
TÜRK basınında adil ve dürüst yarış imkánı ne yazık ki tedavülden kalktı. Kaldırıldı, iptal edildi. (TÜRK basınında adil ve dürüst yarış imkánını tedavülden biz kaldırdık. Kimse bizimle baş edemez.)
Babıáli’nin DNA’sı bozuldu, genlerine fesat yerleştirildi. (Babıáli’nin DNA’sını bozduk, genlerine fesat yerleştirildik. Bu iş için çok uğraştık ve başardık.)

Mahallemizin ilginç bazı yeni sakinleri var. (Mahallemizin yeni sakinleri istediğimiz gibi at koşturmamızı engelledi, oluşturduğumuz hortum düzenini bozdu.)

Kalleşçe, birlikte pusu kurup mahallenin eski sakinlerinin üzerine çullanıyorlar. (Doğruları yazıp, ortak akılla yolsuzlukların haksızlıkların üzerine gidiyorlar. Haliyle rahatsız oluyoruz)
Siyasetçi eliyle cüce, yandaş ve besleme bir basın yaratıldı. (Siyasetçi eliyle cücelikten çıktık. Herkesi öyle sanıyoruz.)


* * *Bu basın cüce... (Kendimizi dev aynasında görüyoruz)

Topunun satışını birbirine ekleseniz, tümünü üst üste koysanız bir Hürriyet etmiyor.(Bunca yıllık gazeteyiz, sonradan işe başlayanlar yetişip bizi geçti. Tiraj yarışında son bir hamle gerek, böyle bir şey yazmaya karar verdik.)

Ama yaptıkları yaygaraya baksanız, sanırsınız ki beş katı. Siyasetçi eline bir borazan tutuşturmuş, mahallenin altını üstüne getiriyor.(Yıllardır öttürdüğümüz bir borazan vardı, şimdi kör misali herkesi kendimiz gibi biliyoruz. Artık borumuzu öttüremiyoruz.)

Bu basın yandaş... (Yaftalamayacaktık ama huyumuz kurusun)

Bütün gün sahibinin dizinin dibinde oturup, yukardan "Saldır" sesi geldiğinde saldıran yeni bir tür bu. Bildiği tek istikamet, sahibinin işaretparmağının ucu.(Bugüne kadar biz ne yaptıysak, rakiplerimizin de aynısını yaptığını sanıyoruz fildişi kulelilerimizden bakınca… Patronun parmağı mı o?)

Konuşabildiği tek lisan, sahibinin iki dudağının ucundan fışkıranlar. (Biz çıkmadık patronun emrinden, onlar da çıkmaz... )

Bu basın besleme... (Beslene beslene bu kadar büyüdük)Kabına kim yiyecek koyarsa onun emrine amade. (İkide bir değişen yayın politikamız, telefonda yapılan pazarlıklar, iş takipçilikleri… ‘Ana avrat küfür edip’ sonra barışmalar... Bunlar bizim yaptığımız işler değil. Ama biz sizin zekanıza güvenmiyor ve sallıyoruz.)

* * *Çıkardıkları şeyin adı hukukta mevkute diye geçiyor. Hayrettir, kimse onlara "gazete" demiyor. (Halk bizim için ne diyor hiç umurumuzda değil. Biz bildiğimizi okuruz.)

Gazete denince, insanın, vatandaşın aklına Hürriyet geliyor. (Yine kendi plazamızda yaptık bu araştırmayı. Aslında sokaktaki vatandaşa sormadık ne diyorlar diye. Umurumuzda da değil. Biz seçim tahminlerini de plazamızdaki insanlara sorarak yapmıştık. Gerçi sonra ‘Biz uzayda yaşıyoruz’ diye çok hayıflandık ama olsun. En büyük plaza bizim palaza.)

"Soygunlar, yolsuzluklar konusunda ne yaptınız" diye sorsanız, mafyanın üzerine gittiniz mi deseniz, tıs yok. (Ergenekon ne acaba?)

Deniz Feneri deseniz ışığı yok ki sayfalarını aydınlatsın. (Kendi yalanımıza inanıyoruz. Siz de bize inanın)

Lügatlerinde "Ali Dibo" kelimesi yok. (İşimize yarayan en son kelime budur işte)

Yolsuzlukları görmezler, siyasetçinin yalanlama makinesidirler. (Biz kimseye söz hakkı vermeyiz, bildiğimizi okuruz. Onlar karşı tarafın da görüşünü alıyor. Ne gereği varsa.)

Yolsuzlukların üzerine gitmezler, gidemezler; ama yolsuzlukları yazan Hürriyet gibi gazetelerin üzerine saldırırlar. (Daha yalanla / yolsuzluk arasındaki farkı anlayamadık. Neden haberlerimizin yalanlandığını da anlamış değiliz.)

Habercilik, gazetecilik yarışına hiç girmezler. (En güvenilir habercimiz bile oturduğu yerden ‘testis’ haberi yapıp sonra özür diliyor. Gerisini siz düşünün)

Çünkü bilirler ki, daha ilk 50 metrede havlu atacaklar. Gazetecilik dalında yarışamayınca başka branşa geçerler. (Bu bizim en iyi yaptığımız iş)

En iyi bildikleri dal, iftira atmadır. (Bu alanda rekorumuz var, bize kimse yetişemez Ama biz vatan millet için mecburen yapıyoruz)Orada rekorlarına kimse erişemez. (Bu rekor bizim demiştik)

* * *Bu cüce, yandaş ve besleme basın şimdi Hürriyet’e ve sahibine saldırıyor. (Bizim gruba alternatif oluşunca bizim patronun açıkları ortaya çıkmaya başladı. Eskiden iki gruptuk ne güzel… Bir de centilmenlik anlaşması yapmıştık kimse kimsenin açığını yazmıyor, hükümet kurup, hükümet deviriyorduk. Gazetecileri işten atıyor, birbirimizin grubunda çalıştırmıyorduk. Çok centilmendik çoooookkk. Nerede o günler?)

Onlara cevaplarını gazetecilikte vermeye kalksak, muhatap yok ki yakasına yapışalım. (Aslında verecek cevabımız yok ama bu cümle güzel durdu.)

Mesleki rekabet desek, Babıáli olimpiyatlarında, iftira atma diye bir branş yok. (Bu branşı biz başlattık. )

Varsa da biz o yarışta yokuz. (Dün hazırladığımız gazeteyi unutuyoruz, iki satır önce yazdıklarımızı unutmamızı mazur görün)

Öyleyse, evli evine, köylü köyüne. (Açıklarımız ortaya dökülmeden önce bu işi bırakıyoruz.)

Biz gazeteciliğe, siz yarıştığınız iftira ve pislik kulvarına. "Sahibinin sesi" olmak kolay değildir, çok meşakkatli iştir. (Bu işin meşakkatli olduğunu bizzat yaşayarak öğrendik. Bir hafta boyunca Can Dündar’a saldıran sonra da çıkıp ‘eleştirilecek bir şey yokmuş’ diyen bizdik. Bu kadar hızlı çark edebiliyoruz. Bizim gazeteciliğimiz bu kadar.)

Allah’tan ki, böyle musibetleri sava sava yaşamayı ve bir de şunu öğrendik. Türkiye’de iktidarlar geçici; Babıáli’deki cüce beslemeleri ise onlardan bile gelip geçici. (Ne kadar rakip varsa hepsini bir şekilde egale ettik. Bir şekilde iflas ettiler. Basında tekel oluşturmaya az kalmıştı ki yeni sesler türedi. Tahammül edemiyoruz artık bunlara. Biz yok ettikçe onlar yeniler türüyor. Bizim de bir yere kadar gücümüz yetiyor. )

Bizse hancıyız... (Dediğimiz dedik, çaldığımız düdük)

11 Kasım 2008 Salı

MARKA (zaman içinde yaşadığım marka muhabbetleri)
















Marka olmak kolay değildir.İnsanların zihninde isim oluşturmak marka olmak değildir.Oluşturduğunuz o ismin içini hizmetle,güvenle,ciddi kriterlerle,güleryüzlü personelle doldurmak gerekir.





Bir keresinde Kamil Koç otobüs şirketi ile Antalya'ya gidecektim,Alanya'ya kadar götürüldüm.Hadi oradan geri getirildim,bir diğer otobüsle(kaybettiğim zamandan bahsetmiyorum farkındaysanız).Antalya'dan da Denizli'ye geceleyin geçeyim dedim.Gece,yorgunluk doğal sonucu olarak uyku ortaya çıktı ve uyudum.Muavinin elindeki listede nerede ineceğim yazılı iken,uyandırılmadım ve Manisa dolaylarında uyanmışım.Muavin,pişkin pişkin"uyumasaydın"diyebildi.Bu firma 80 yıllık firma(!).





Cantaş'tan bir çanta aldım,iki ay içinde çanta delik deşik oldu.Çin malı imiş,ancak kendi markaları üzerinde bas bas bağırıyor ve hiç bir yerinde Made in China ya da P.R.C. yazmıyordu.Her neyse,çanta ilk arızasında fabrikaya gitti,dikildi geldi.Ben de; sorun çıkarmanın anlamı yok,mükemmel olmasa da yapmışlar işte, mantığı ile çantayı aldım.Fakat,çanta bu kez alttan delinmeye başlamıştı.Bunun içinde çantayı geri getirdim(bilinçli tüketiciyiz ya).Çanta,yamalanmış şekilde geri getirildi.Doğal olarak almadım.Personel de "beyefendi,bir çözüm bulsaydık"tarzında hiç yaklaşımda bulunmadı.Yaklaşım aynen şuydu"işine gelirse".Bu ağızdan söylenmedi,ancak görünen köy de kulavuz istemiyordu.Aradan bir 15 gün geçti,firmaya bir mail attım,telefonla bana geri döndüler,özür dilediler,gidip muadil başka bir çanta ile değişiklik yapabileceğim söylendi.Muadil bir çanta bulamamıştım,biraz daha pahalı olan bir başka modelle fark vererek yeni çanta sahibi oldum.Ancak çantaya ayırdığım bütçenin üzerine çıkmak durumunda bırakılmışlığın enayiliğini hissettim.





United Colors of Benetton, ne güzel söyleniyor değil mi? Hatta dünya sorunlarına bile eğilen bir marka değil mi?Öyledir herhalde,ancak ben bu konuda şüpheliyim.Bu markanın bayiliğini yapan,kapısında bu isim yazan Bakırköy'deki satış noktasından bir hırka aldık,haftasında tüylendi,geri getirdik,fabrikaya gönderdiler(!),sanırım bir permatikle traşlamışlar,geri geldi hırkamız,"olur mu böyle" muhabbetleri arasında(kısa geçiyorum),hırka bize öylece kaldı.Oradan da edindiğim intiba şu oldu "işine gelirse".Gelmemişti tabii.Bu olayın üzerinden nerdeyse 10 yıl geçti,unutmamışım ve blogumda yazma gereği duydum.





Benetton'dan bir daha asla alışveriş yapmadım,Kamil Koç'a bir daha asla binmedim.Cantaş'ın mevzusu çok uzak değil,ancak iyi biliyorum,oradan da ölene kadar alışveriş yapmayacağım.

Babamın oğlu OBAMA


Obama Abd başkanı seçildi.Birilerine göre de, dünyanın yeni lideri.O kadar büyük sempati ile karşılandı ki; acaba Obama ile çok yakın kandaşmıyız diye düşünmek zorunda kaldım.Sanki ermeni soykırımı gibi bir cümle sarfetmemişti,bu kadar sıcak karşıladı halkımız.Babamızın oğlu gibi karşıladık adamın seçilmişliğini.Obama,dünyanın düzenini değiştirecekmiş gibi algılandı.Adalet dağıtacakmış gibi algılandı.Niyesini hala bilmiyorum.Bu yaşıma kadar hep şunu gördüm.Her yeni gelen devlet başkanı,ateşle bir imtihan edilir.Her gelen,bir ülkeye savaş açmış,açtırılmıştır.Obama için müslüman deniyor,ona da islamı en katı yaşadığı iddia edilen İran'a saldırttırırlar.Evet,şöyle geriye doğru bir bakın,mutlaka bir savaşı vardır,Abd liderlerinin.
İnşallah yazıya döktüklerim olmaz...

Mustafa...


Can Dündar bir film yaptı.Daha doğrusu belgesel,Mustafa.
Böyle ad mı verilirmişten başlayarak,vur abalıya kaabilinden saldırıldı Can'a.Halbuki sinema salonundan çıkan sade vatandaş ne kadar da duygulanmıştı.Uzatılan mikrofonlara ne duygu yüklü konuşmalar yapmışlardı.Eğer bilselerdi; bu belgesel aleyhinde bu kadar olumsuz şeyler söyleyecekler bir bilenler,sinemanın kapısından geçerlermiydi acaba? Evet, Mustafa bir insan değildi halbuki.Hatta o'nun silüeti bile resmedilmemeliydi.O kutsaldı(!).Maazallah çarpılıverirdi insanoğlu.Bu sendrom ve hengame ile belgesel hala sinemalarda gösterimde.Kimi aldırış etmiyor eleştirilere utanmadan hala gidiyorlar izlemeye.Kimileri tereddüt yaşıyor;gitsem mi?gitmesem mi?
diye...
Yazık bu insanlara yaa.Bırakın rahat rahat gitsinler,seyretsinler.Üç kuruşluk beyinleri var onları da karıştırmayın.Tamam siz en iyisini bilirsiniz ama,insanların sinemaya gitme özgürlüklerini bari almayın ellerinden.Her b.ku bilmek zorunda hissetmeyin kendinizi,bunu da bilmeyi verin nolacak?
Mustafa elden mi gidecek,komik olmayın...

10 Kasım 2008 Pazartesi

TELEVİZYON

Televizyon, bizim eve siyah-beyaz yayın varken girmedi,giremedi. Renklendikten sonra girdi.Televizyon, siyah-beyaz iken benim için Pembe Panter'di,Tom ve Jerry'ydi,Charlie Chaplin'di,Kovboy Filmleriydi.Daha sonraları renklendi,futbol maçları oldu,konserler oldu.İlk televizyonumuz Philips'ti(şimdi bir siyonist markası diye sıcak bakmam ama o zaman öyleydi işte).Kaliteydi sonuçta ardından gittiğim.O zamanlar ilk medya bombardımanını kovboy filmleri ile yaşamıştım.Bir tabancam,bir kovboy şapkam,bir kovboy yeleğim vardı ve bunları kuşanıp arkadaşlarımla oynamaya çıkardım.İlk TRT kanalları vardı,sonra ilk özel tv olan Star ile tanıştık.Araba dağıtıyordu yeni kanal,Mazda.Önden farları çıkan bir model ile Türkiye'yi kendilerinden bahsettirmeyi başarmışlardı.TRT tadını sonradan gelen hiç bir özel kanalda bulamadım.Neyse konumuz bu değil.Günümüz kanallarındaki bombardıman konum.Çizgi filmler ile çocuklar,şiddet ve markaların peşine takılıp sürükleniyor.Kızım Barbie,Oğlum Spiderman "KOLİK"oldu bile.He bir de winx kızlarımız var.Bunlar bizim evdekiler,dışarıdakiler daha farklı.Gençler,dizilerin esiri olmuş,dizilerin kuşatması altında.Kız-erkek ilişkileri,oldukça geniş mezhep çerçevesinde televizyonlar tarafından pompalanıyor bizlere.Bir de son yıllardaki film ya da dizilerde(yerli-yabancı hiç farketmiyor) kız egemenliğini kabullendirmeye çalışıyorlar.Erkek acizi oynamak zorunda bırakılıyor ve bu davranış şeklinin normal olduğu şırınga ediliyor.Yersen diyemiyorum,çünkü yiyor toplum.
Gelecek nesil,korkutuyor,ürkütüyor beni.Şu devir,anne ve babalığın en zor devirleri.

YOUTUBE NASIL İZLENİR?

youtube bildiğiniz gibi yasaklanmış durumda.uzun bir süredir yasak.kimimiz için ise,bu yasak hiç başlamadı.çünkü serbest giriş mümkün.öncelikle; her hangi bir arama motorundan(ör:google) "youtubejacker"ı aratıyorsunuz,bulup indiriyorsunuz,bilgisayarınıza.çalıştırıyorsunuz.daha sonra explorer ı açıp http://www.youtube.com/ yazıyorsunuz,bir bakıyorsunuz youtube dasınız.hem youtube u hem de buradaki youtube dan alıntı videoları izleyebiliyorsunuz.kolay gelsin.:)

8 Kasım 2008 Cumartesi

90ların başında radyo televizyon programları


BAM TELİ;insan olduğumuzu hatırlattığı için.
DENİZ FENERİ;insanlık için bir şeyler yapabileceğimizi gösterdiği için
GECENİN GÜNLÜĞÜ;seviyeli bir radyo programı olduğu için
CEVİZ KABUĞU;ilginç gündemler oluşturduğu için.

90ların başında özel günlere bakışım

anneler günü,babalar günü ve böyle bahanelerle türetilmiş tüm günlerden nefret ediyorum.
her çocuğun annesi , babası olmadığı için;bu günlerde onlar adına içim acır.

ramazan ve kurban bayramları; bayram olarak anladığım zamanlar,gerisi boş.

90ların başında kişilere,kuruluşlara bakışım



Hz.Muhammed; diyecek bir söz yok.
fatih sultan mehmet; 21 yaşında istanbul u bize hediye etti,daha ne yapsın.
edison;adam ampulü buldu,sağ olsun(öldü ama)
malcom x;amerika da uyanışa katkısı olduğu için.
çeçenler;yürekleri için.
ziya ül hak;yaşadığım ve gördüğüm sürede ülkeme dost olan tek lider

birleşmiş milletler;bombok bir teşkilat

90ların başında müzik

sevdiklerim;
reggae,rock,hard-rock slow,türk sanat müziği,türk halk müziği

sevmediklerim;
arabesk,hard-rock,

90ların başında elektronik markalar

o yıllarda sevdiğim markalar(şu an siyasi ve küresel açıdan bu bakış değişti)
bosch-çamaşır makinası
aeg-buzdolabı
kenwood-müzik seti
jvc-televizyon
ibm-bilgisayar
panasonic-telefon
nokia-cep telefonu 8110
colt-45lik-tabanca
bunlardan bir tek aeg buzdolabımız olmuştu :)

90ların başında mekanlar



sevdiklerim;
şehzade;farklı bir yer(şimdi hatırlamıyorum,eskiden böyle yazmışım)
yeşil ev;sultanahmet te nezih sıcak bir mekandı.
ortaköy;sıcak mekan
city lights bar;hoş mekan(galiba ceylan otelin en üst katındaydı)
merit bab-ı ali bar; sessiz bir mekan ama hoştu.
english pub;kafana göre bir mekan

sevmediklerim;
ataköy regetta; seviyesizlik diz boyu
ortaköy;sıcaklığı yanında kalabalık

90ların başında gazete dergiler

sevmediğim yayın kuruluşları(sevmediklerim içinde okuduklarımda vardı)
hürriyet
milliyet
sabah
türkiye
yeni yüzyıl
radikal
tempo
aktüel
liberal-ekonomi
bunların içeriklerinden de;sosyete sayfaları,paparazzi haberleri,aktüel haberler,magazin haberleri,hepsi birbirinin içinde zaten ama...

okuduklarım
tempo
radikal-ekonomi
aktüel
aksiyon
ekonomist
bilim ve teknik
kültür dünyası
life

7 Kasım 2008 Cuma

90ların başında içeceklerim

bunlar sevdiklerimdi.
kısa camel-filtreli
kısa gitanes-filtresiz
parliament-uzun (şimdi nefret ediyorum,abd malı ya!)
cin-tonik(artık alkolle aram yok)

rakıdan da nefret ederdim.

90ların başında giyim-kuşam markalar

bunlar o zaman sevdiğim markalar
nike; ayakkabı(imaj)
adidas;ayakkabı(sağlamlık)
cat;ayakkabı(özellik)
mudo;giyim/kuşam (çizgi)
ray-ban;gözlük
seiko-saat
lorus-saat

bunlar da sevmediklerim
benetton;sahtekarlık
sisley;sahtekarlık

90ların başında arabalar

vosvos-kaplumbağa
porsche-başka söze gerek yok

murat 124 :) şahin :))

90ların başında hayvanlar(benim için)

köpek;sadıklığı,güvenilirliği.
kedi;kedi işte.
papağan;şaklabanlığı.
yunus;sevimliliği
yılan;soğukluğu
fare;fare işte.
denizanası;yüzerken rahatsız ettiği için...
denizkurdu;denizde rahatsız ettiği için...
domuz;pis ve kokar.
akrep;kalleş.

90ların başında benim için spor


-yüzme,futbol,koşu,masa tenisi,her türlü uzak doğu sporu(sadece heves olarak kaldı),boks,voleybol,basketbol./bunlar sevdiklerim
-güreş/bu da sevmediğim.sebebi de hiç estetik değilmiş :)

90ların başında ve bugün bazı isimlere bakışım


ali bayramoğlu;gözlemleri ve dürüstlüğünü o zamanlar severdim,hala sevmeye devam ediyorum.
cengiz çandar;gözlemlerini ve dürüstlüğünü severdim,kendini de severdim.galiba kendini şimdi sevmiyorum.
ahmet hakan coşkun;dürüst ve cesur habercilik yaptığı için severdim, artık aydın doğan ın kalemşörlerinden olduğu için aynı şeyleri hakkında düşünemiyorum.
uğur dündar;taraflı,karalama merkezli programlara imza atarak kendini sıfırladığını düşündüğüm medya mensubu.şu günlerde buna yeniden soyunmuş gibi gözüküyor.
hulki cevizoğlu;yansız program yaptığı için,müthiş bir beyni olduğuna inanırım,kültürüne gıpta ettiğim için severdim.şimdi ise tarafsızlığını,bir tarafa bırakıp,bir tarafa taraf olduğu için,o da gözümde bitenlerden.
beyaz;esprileri,dobralığı için severdim,hala beyaz var ve hala aynı pencereden bakıyorum
hülya uğur;o zaman böyle biri vardı,hatta yazmaya bile değmezdi ama,yazmışım öyle kalmış işte,şimdi kim olduğunu bile hatırlamıyorum
engin noyan;mükemmel bir insan,içinden geldiği gibi olan...
nedim saban;aptal gelirdi bana.şimdi tatlıcı tombak oldu.
hamdi alkan;seviyesizliği için sevmezdim
gülgün feyman;iticiliği ve haber spikerliğinden çok,afet tellalı olduğu için nefret etmişimdir.
huysuz virjin;seviyesiz olduğu için sevemedim(esprileri kulağa hoş gelse de)
murat başoğlu;sempatik bir sunucu olduğu için severmişim,ancak şu an kimdi diye hatırlayamadım.
reha muhtar;bir şey yazmama gerek yok,ama tiksinirdim.
boran kaya;bir insan ancak bu kadar insanlıktan çıkabilir
bülent(kral tv programcısı);tarzı için sevmezdim
okan bayülgen;kendini matah bir şey sandığı için sevmezdim,ancak şu günlerde ben de onun matah bir şeyleri olduğunu düşünmedim değil.
cem özer;programcı olduğunu düşünüp aptalca esprilere imza attığı için,sevmem,hala sevmem.
ayşe önal;doğruları yansıttığı için; gözlemleri ve haberciliği için severmişim o zamanlar
emin çölaşan;kahvehane muhabbetine yaslanmış gibi gazetecilik yaptığı için,sevmedim,sevemedim,sevmeyeceğim.
aziz üstel;bir dönemin kasıntısı diye görürdüm,ancak şu dönem,adam kasılmakta haklıymış,birikimi iyiymiş diye düşünüyorum.
arzum onan;hem sevimli,hem güzel.Allah sahibine bağışladı.
şebnem dönmez;fırlama bir sevimliliği var.
tayfun talipoğlu;mükemmel belgesellere imza attığı için,hep adam gibi adam geldi bana.
ali şen(fenerbahçe eski başkanı); sevmedim,ali şen olduğu için.
ihsan doğramacı;mumya gibi bir adam olduğu için sevmedim.
cemil ipekçi; i..e olduğu için sevmem(şu aralar bir çok adamdan daha adam gibi konuşsa da)
sevda demirel; etinin tüccarlığını yaptığı için sevmem.
hüsrev,hüseyin,kezban hatemi;kültürleri,donanımları için severim,
medyum memiş;.................
medyum keto;.....................
fethullah gülen; bir davaya baş koyup o yolda başarılı olduğu için beğenirim.
begüm özbek;farklı gelmiştir hep bana.
ertuğrul sağlam(beşiktaşlı futbolcu);efendiliği için(beşiktaşa teknik direktör oldu,bıraktı)severdim,şimdi adam olduğu için severim.
oğuz çetin(fenerbahçeli futbolcu);efendiliği ve futbolunu severdim.
aykut kocaman(fenerbahçeli futbolcu);efendiliği için severdim
feyyaz uçar(beşiktaşlı futbolcu);esprileri için severdim.
petar naumoski; o yıllarda türkiye deki en iyi basketbolcu diye şerh düşmüşüm.

hasip kaplan

program devam ettikçe,HASİP KAPLAN VE AYNI FİKİR PAYDASINDA BULUŞANLARIN NE KADAR ŞEREFSİZ OLDUĞUNA ŞAHİT OLDUM.

hasan celal güzel-hasip kaplan


6 kasım 2008 gece kanal d de 32.günü izliyorum,birilerinin söyleyemediklerini hasan celal güzel, hasip kaplan a söyledi."siz pkk sınız,siz teröristsiniz,siz katilsiniz,siz 10 yaşındaki çocukların eline taş verip sokaklara dökenlersiniz,siz .......vs.siniz.hasip kaplan da hiç utanmadan,biz bembeyaz partiyiz,demeye devam ediyor.vs.vs.

3 Kasım 2008 Pazartesi

1 Kasım 2008 Cumartesi

1990 lı yıllarda siyasilere ve bazılarına bakışım

-adnan kahveci; adam gibi politikacı olduğu için,severdim
-yıldırım akbulut;başbakanlığı döneminde beni çok güldürdüğü için(evet,o dönemde fıkraları sayesinde gülmüştüm ancak,sonrasında adamı bilinçli bir şekilde saf biri gibi göstermişler,bunu öğrendim ve güldüğüm kadar üzüldüm.)
-hasan mezarcı;kültürlüydü,birikimliydi,bu yanları için sevmiştim,ancak nolduysa hapishaneye düştükten sonra resmen delirttiler adamı(naptılarsa,bir beyni yok ettiler)
-güneş taner;yalaka olduğu için ve radyasyonlu çayları millete içirdiği için nefret etmiştim.
-yalım erez;söylediklerinin aksini,cephe değiştirdiği anda yaptığı için(insan biraz bekler :)) ben de sıfırlandı.
-mesut yılmaz; hiç bir şey olmadığı için,benim içimde hiç bir şeyin altına bile düştü.
-deniz baykal; savunmam için hiç bir yanı olmadığı için sevmem(o zaman sevmezmişim şimdi nefret ediyorum)
-şemsi denizer;işcinin parasıyla sefa sürdüğü için sevmem(sonraları öldürüldü,insan olarak üzülmüştüm)
-bayram meral;işçiyi sattığı için sevmem.
-ergün göknel;skandalları için sevmezdim.
-yıldırım aktuna;sadece vatandaş olsun yeter dediğim bir doktordu.
-esat kıratlıoğlu;bir dönem çok iyi yalaka olduğu için,sevemediğim şahsiyet.
-şevki yılmaz;davasının adamı olamadığı için sevmedim.
-müslüm gündüz;islami kesim onun yüzünden rencide edildiği için,nefret ettim.



1990 lı yıllarda Sevdiğim Filmler


Arabesk-
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği-
Kusursuz Fırtına-
Ölü Ozanlar Derneği-
Çağrı-
Leon-

1990 da yabancı şarkıcılara bakışım


Freddie Mercury;ırkçı olduğundan nefret ediyorum.ona rağmen sevdiğim parçaları var.ör;we will rock you.
Joan Baez;tarzını seviyorum.
Bob Marley;reggae yi onunla sevdim.
Ub40;reggae yi sevmemi devam ettirdikleri için.
Sqorpions;rock ve rock işte,bunun için
Cat Stevens;Yusuf İslam olduğu için seviyorum :)

1990 da Türk şarkıcılara bakışım


Ebru Gündeş; sesi güzel,ama kendini sevmem,burnu havada olan insanları sevmem.
Hülya Avşar; hiç sevmedim,türk toplumuna kötü örnek teşkil ettiğinden sevemedim.
Sibel Can; magazin şarkıcısı.
Seda Sayan;zorlama şarkıcı,benim için hiç bir nötr.
Mahsun Kırmızıgül; berbat sesi olan şarkıcı,
İbrahim Tatlıses;mükemmel sese sahip türkücü.ama sevmiyorum
Emrah;yapmacık,vs.vs.
Nükhet Duru;sadece bakımlı görüntü,o kadar.
Zülfü Livaneli;şarkılarını,türkülerini,seviyorum,misyonunu sevmiyorum
Yeni Türkü;eski şarkılarını seviyorum,yenilerini sevmiyorum.
Erkin Koray;hala ayakta,isminden sözettirmeyi bilen şarkıları her zaman gündemde.
Doğuş;sokaktan geldiği için,şarkıları bana güzel geldiği için,kendi olduğu için.
Zuhal Olcay;farklı bir şeyler yaptığı,benimde bunları sevdiğim için.
Candan Erçetin;şarkıları için.
Yılmaz Morgül;sanat müziğinin hakkını verdiği için
Çelik;bazı şarkıları için seviyorum,davranışları için sevmiyorum
Ajda Pekkan;nasıl süperstar hala anlayamadığım biri.
Asım Can Gündüz;sempatik,içten,farklı olduğu için.
Barış Manço,eskimediği için.
Haluk Levent;insanlar yardımcı olmayı sevdiği için.

1988 de sevmediğim sanatçılar


Woody Allen
-aptal bulduğum için
Sylvester Stallone (Sayın Arthur'un uyarısı üzerine yanlışlıkla yazılan stellone,düzeltilmiştir,kendisine teşekkür ederim.)
-yanlışlıkla yazdım,zaten o sanatçı filan değil.

1988 de beğendiğim yabancı sanatçılar


Clint Eastwood
-çizdiği karakterler için
Kevin Costner
-oyun gücü
Micky Rourke
-tarzı,oyun gücü için
Sharon Stone
-yorum yok
Meryle Streep
-oyun gücü için
Julia Roberts
-hoş olduğu için
Jamie Lee Curtis
-oynadığı rollerin hakkını verdiğini düşündüğüm için
Nicole Kidman
-hoş olduğu için
Nastasia Kinski
-hoş olduğu için,oyun gücünü sevdiğim için
Mel Gibson
Richard Geere
Demi Moore