2 Aralık 2008 Salı

Recm ?!



Kur’an’ı Kerim’de açıkça geçmemesine rağmen, fıkıh kitaplarının genelinde İslam’ın değişmez cezalarından biri olarak görülen recm, Hz. Muhammed döneminde yaşanan birkaç olaya ve rivayet edilen bazı hadislere dayandırılıyor. Soru yönelttiğimiz Türkiye’nin saygın ilahiyatçıları ise İslam’da vahşice adam öldürmenin olmadığını söylüyor ve artık bu konuya bir nokta konmasını istiyorlar.Toplumların büyük çoğunluğunda “ahlak dışı” kabul edilen evlilik dışı cinsel ilişki (zina), ilahi dinlerde kesinlikle yasaklanmış büyük bir günah. İslam dininin hükmü olarak görülen ve zina yapana verilen recm (taşlayarak öldürme) cezası, İslam alimlerince çok tartışılan çetrefilli konuların başında geliyor. Fıkıh kitaplarının büyük bir bölümünde
Yazar Sibel Eraslan Gerçek Hayat dergisindeki makalesinde "recm sessizliği"ne dikkat çekiyor ve ilahiyatçıları cesarete çağırıyor...İslam’ın değişmez cezası olarak görülen recmin dinen geçerliliği, Somali’de yaşayan 23 yaşındaki Ayşe İbrahim’in zina yaptığı gerekçesiyle recmedilmesiyle yeniden gündeme geldi. Ayşe İbrahim’in 50 erkek tarafından katledilişinin “Allah’ın emri” olarak sunulmasına, Türkiye’den en sert tepkiyi İslamcı kadın yazar Sibel Eraslan gösterdi. Eraslan, “İslam’ın mayınlı tarlası” olarak görülen recm hakkındaki görüşlerini belirtirken, konuya “girmekten” çekindiğini de ifade etti.
Gerçek Hayat dergisindeki yazısında, “Recm cezasına dair kapalı veya açık hiçbir emrin Kur'an'da yer almadığını hepimiz biliyoruz. ‘Aslında recm ayeti vardı ama sonradan unutuldu’ demesin kimse. Yazılmış bir kitaptan değil, Allah'ın koruması altındaki Rabbani Söz'den bahsediyorsak, recm yoktur orada” yorumunu yaparak recm yanlısı Müslümanlara tavrını açıkça ortaya koyan Eraslan, bu konuda kaleminin zayıf kalacağını belirterek, insanlık için çok önemli bir çağrıda bulundu. Dünyanın birçok yerinde vuku bulan olaylara rağmen “Recm sessizliğine” dikkat çekti, ilahiyatçılardan “cesaret” ve “ciddiyetle” konuya eğilmelerini talep etti. Sibel Eraslan’ın açıklama beklediği ilahiyatçıların yorumları da, güçsüz gördüğü kaleminden farklı değil.
“Eşi yakalasa bile ceza veremez”
Özellikle muhafazakâr camia tarafından fetva makamı kabul edilen ilahiyat profesörü Hayrettin Karaman’a göre zinanın İslam dinindeki cezası kesinlikle recm değil. “Kur'an-ı Kerim'de evli bekâr ayrımı yapılmadan zina suçunun cezası recm değil 100 sopadır” diyen Karaman, bu yorumu Nur Suresi’nin ikinci ayetine dayanarak yapıyor. Karaman, emredilen yüz sopanın vurulmasının rastgele bir şekilde değil de belli bir standartta yapılması gerektiğine ve cezanın suçluyu suçüstü yakalayan tarafından da verilemeyeceğine dikkat çekiyor: “Bu cezayı, suçluyu suçüstü yakalayan koca bile uygulayamaz. Böyle birinin sorusuna Peygamberimiz ‘Sen bizzat cezayı infaz eder, karını öldürürsen ben de sana kısas uygularım’ demiştir. Suçun sabit olabilmesi için ya itiraf yahut da dört erkek ve iyi ahlak sahibi şahidin fiili çıplak (şüphesiz, açık olarak) görmesi ve tanıklık etmesi gerekir. Bunun ise gerçekleşmesi imkânsız gibidir.”
Hayrettin Karaman’ın bu görüşüne rağmen zina yapanlara verilen “taşlayarak öldürme” cezası nereden geliyor peki? Recm olayını 14 Mart 2008 tarihli yazısında ele alan eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Süleyman Ateş, adres olarak Tevrat’ı gösteriyor: “Kur’an’dan önceki dönemde zina suçuna taşlama cezası uygulanırdı. Çünkü bu husus Tevrat’ın açık hükmüdür. Hz. Peygamber, kendisine özel hüküm gelmeyen konularda kitap ehlinin uygulamalarına ve Arap geleneğine uyardı. Taşlamanın vuku bulduğu hakkındaki rivayetler, zina konusunda Kur’an’ın hükmü gelmeden önceki döneme ait olmalıdır.”
Osmanlı’nın vukuatı tek
Arapların eski âdetlerinde de olduğu söylenen recm cezası İslam coğrafyasında ilk defa Hz. Muhammed tarafından iki Yahudi’ye Tevrat’ın hükmüne göre verilmiş. Bunun dışında birkaç uygulamanın olduğu da rivayet edilmiştir. Osmanlı’da sadece bir defa; Dördüncü Mehmed'in padişahlığı döneminde, Yahudi bir erkekle ilişkiye giren Müslüman bir kadının Sultanahmet Meydanı'nda taşlandığı tarih kitaplarında geçer. Türk İslam toplumunda recm olayı yok denecek kadar az olsa da, günümüzde çok tartışılan ve bir türlü önüne geçilemeyen “töre cinayetleri” bir anlamda “örfi kanunlarla” uygulanmış recm yerine geçiyor.Gelişmemiş ve radikal İslam anlayışının hâkim olduğu toplumlarda görülen recm hadiselerini resmi ya da gayriresmi olarak uygulayan ülkelerden başlıcaları; İran, Sudan, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, Somali, Nijerya, Pakistan ve Afganistan� Katledilenlerin yüzde 90’ı ise kadın. Zina yaptıkları gerekçesiyle bellerine kadar gömülüp taşlanan kadınların birlikte olduğu erkeklerin görmezden gelinmesi de dinen varsayılan uygulamayla ters düşüyor.
İran sonunda pes etti
Recmi resmi olarak uygulayan ülke denince de akıllara hemen İran geliyor. İslam devrimiyle birlikte, insanlığı öteleyen çok katı bir ceza hukukuna da sahip olan İran’ın geçmişinde yüzlerce vakıa var. Gelen baskılar sonucunda 2002’de recm cezasını kaldırdığını duyuran İran, bu cezayı daha sonra tekrar yürürlüğe soktu. Uluslararası baskılara dayanamayan İran İslam Devleti birkaç ay önce insanlık adına önemli bir adım atarak recmi tekrar kaldırdığını duyurdu. İran bu kararı verdiğinde ülkede 8’i kadın 9 kişi recm edilmeyi bekliyordu. Recmin çok yaygın olduğu bir diğer ülke ise Pakistan. Recm burada töre cinayetleri şeklinde uygulanırken, uluslararası insan hakları örgütleri ülkede her yıl onlarca kadının bu şekilde katledildiğini raporluyorlar. Kamuoyuna yansıyan son recm olayının gerçekleştiği Somali’de ise durum gittikçe kötüleşiyor. Ülkenin liman şehri Kismayo, ağustos ayından beri aşırı dinci Hasan Türki’ye bağlı isyancıların elinde. Şer’i hükümleri uyguladıklarını söyleyen isyancıların göreve gelmesiyle birlikte üç kadın taşlanarak katledildi.Bir canı kurtarmak için çırpınıyorlar
1998’de kurulan “Recme Karşı Uluslararası Komite” bir nebze de olsa katliamların önüne geçmiş durumda. Genellikle kadınlara yönelik bir ceza olarak kabul edilen recmi engellemek için kurulan komite uluslararası girişimle birçok infazı engellemeyi başardı. Almanya, Kanada, Danimarka gibi ülkelerde ve Türkiye'de faaliyet gösteren komite, öncelikle recm vakası tespit edildiğinde o ülkenin hükümetine protesto mektubu gönderiyor. Sonra bu mektup, komite üyelerine, insan ve kadın hakları örgütlerine ve AB'ye gidiyor. Komite, 2001'de Sudan'da 18 yaşındaki bir kızı, uluslararası protestolar sayesinde Nijeryalı Safiye Hussaini'yi, 2002'de ise Pakistanlı Zafran Bibi'yi kurtardı.
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu:“RİVAYETLERE KESİN GÖZÜYLE BAKILAMAZ”
* Kur’an’da olmayan ama yeryüzüne indirilmiş bir recm âyetinden bahsediliyor. Böyle bir âyet var mı?Kur’an dışında bir recm âyeti bulunduğuna dair birtakım rivayetler varsa da bunlar ilk asırlardan beri ciddi eleştirilere maruz kalmıştır. Günümüzde de bu konudaki rivayetlerin güvenilir olmadığını ve dolayısıyla delil ve dayanak olarak kullanılmasının doğru olmadığını ortaya koyan birçok ilmi araştırmalar vardır. Öte yandan bu rivayetler doğru kabul edilecek olsa bile, her şeyden önce, hükmünün geçerli olduğu iddia edilen bir âyetin metninin niçin mensuh olduğu ve niçin Kur’an’a yazılmadığı sorularına bugüne kadar tatminkâr bir cevap verilememiş olması da, bu eleştirilerin haklılık payını arttıran önemli bir husus olarak görünmektedir.
* Hz. Muhammed’in recm konusunda verdiği hükümlere ilişkin rivayetler var. Bunların doğruluğu nedir?Recm ile ilgili rivayetler, ravilerin bunları ne kadar doğru naklettiği konusunda ciddi kuşkulara yol açacak kadar birbirleriyle çelişkilidir. O kadar ki, raviler genellikle aynı olayı, birbirleriyle uzlaştırılamayacak kadar farklı şekillerde anlatabilmektedir. Öte yandan bütün bunlar neticede birer rivayet olup, Hz. Muhammed’e ait olduğu da kesin değildier, tahmindir. Kesin olan ise Kur’an’ın kendisidir ve Kur’an’da zina edenlere ceza olarak yüz celde (sopa) dışında herhangi bir ceza öngörülmemiştir.
* 14 asır boyunca birçok İslam ulemasının, İslam’da geçerliliğinden en küçük bir şüphe dahi duymadıkları “recm” cezalarının dayanakları nedir o zaman?İslam fıkhında recm cezasının varlığını iddia eden pek çok İslam âlimi, bunun Kur’an’la herhangi bir ilgisinin bulunduğunu ileri sürmüş değildir. Sadece bu konuda birtakım rivayetlere dayanmaktadırlar. Konuyla ilgili rivayetleri bütünlük içerisinde ve hem isnad hem de metin tenkidi uygulayarak kapsamlı bir incelemeye tâbi tutamadıkları için de, bunların Kur’an’ın celde hükmünü değiştirebileceğini düşünerek ciddi bir hata işlemişlerdir.
* İnsanın 1400 yıldır taşlanarak öldürülmesinin temelinde ne var sizce? İnsan hayatı, elde kesin bir İslami delil olmadan sona erdirilemeyecek kadar değerli ve önemlidir. Bence bu konuda yapılan teorik ve pratik düzeydeki yanlışların temelinde, Kur’an’ın merkezi rolünü göz ardı etmek ve kesinlik arzetmesi mümkün olmayan rivayetlere Kur’an gibi kesin gözüyle bakmak, bunları savunayım derken Kur’an’a ters düşebileceğini göz ardı etmek gibi sebepler sayılabilir.
* Recmi geçerli kılan görüşlere sizce nasıl bir eleştiri getirilmelidir?Fıkıh ve usûl-ı fıkh uleması, Hz. Muhammed’in hüküm ve uygulamalarını genelde; a) Peygamber sıfatıyla, b) devlet başkanı sıfatıyla, c) normal bir insan ve toplumun bir bireyi sıfatıyla olmak üzere, farklı açılardan değerlendirmişlerdir. Dikkati çeken husus, böyle bir tasnifin recm rivayetleri için de geçerli olup olmadığını tartışmaksızın, bu uygulama ve hükümlerin siyasi değil dini nitelikte ve genel geçer olduklarını ileri sürmenin ne kadar isabetli olduğu hususunun göz ardı edilmiş olmasıdır. Bu ise, İslam hukukçularının verdikleri hükümlerin dayanakları konusunda yeterince meseleyi inceleyip tartışmadıkları sonucunu doğurmaktadır.Yine İslam ulemasının recmi kabul eden çoğunluğu, nedense yine kendi koydukları “Otoritelerin, bir cezayı uygulayarak hata etmektense, sanığı affederek hata etmesi daha uygundur” şeklindeki muhteşem kuralı, “recm” meselesine de uygulamayı akıllarına getirememiş olmaları bir şanssızlık olmuştur.
Hidayet Şefkatli Kutsal (İlahiyatçı Feminist Yazar):“ÂYETLER ZİNA YAPAN KADINLA ERKEĞİ EŞİTLEDİ”
Kur’ân-ı Kerim’de zina eden kişilere ve zina ihbarı yapan kişilere yönelik âyetler, Hz. Aişe'ye atılan zina iftirası sonrasında nazil olmuştur. Bu ayetlerden önce zina eden kişilere yönelik kurumsal herhangi bir cezalandırma yoktur. Evli kadın genellikle kocası ya da kabilesi tarafından cezalandırılmaktadır. Erkek ise sosyoekonomik statüsü ve nüfuzuna göre muamele görmektedir. Nur suresinin bu konudaki ayetleri mevcut durumu şu şekilde dönüştürmüş oluyor:a) Zina kadının alnının karası, erkeğin elinin kiri iken; ikisi için de aynı oranda mümin insanın haysiyetine ve imanına yakışmayan bir ahlak suçu olarak nitelenmiş oluyor ve ikisi de, hayatlarını kaybetme riski olmayacak şekilde ama şahitler önünde rezil olacak ve bedensel olarak acı çekecek şekilde cezalandırılmış oluyorlar. b) Suçun cezası kamusal otorite tarafından üstlenilmiş oluyor, böylece hem çoğu zaman bedelini sadece kadının hayatıyla ödediği bir suç olmaktan çıkıyor, hem de cezasını çeken bireyler toplumdan dışlanmıyor, bir şekilde yeniden kabul ediliyorlar.Bu âyetler bugünkü şiddet karşıtı yaklaşımlarla yeterince örtüşmese de, indiği dönemin tarihsel koşullarında, "dayak " cezasıyla yetinilerek, zina eden kadınların "öldürülmesi" yani bir anlamda "namus cinayetleri" döneminin bitirilmesini hedeflemiştir. Ancak âyetlerde kişilerin evli/bekâr ya da hür/köle olma durumlarına göre değişen ceza uygulaması burada asıl olanın ayıplama ve göz korkutma, dolayısıyla caydırıcılık olduğunu düşündürtmektedir. Bu günümüzde dayaksız da gerçekleştirilebilir. Zina ile ilgili düzenlemenin, eylemin “suç” vasfının korunması, ancak kamusal değil de “eşe karşı suç” vasfı ile nitelenmesi ve boşanma sebebi sayılması ve ciddi anlamda manevi tazminat ile desteklenmesiyle yeterince caydırıcı ve göz korkutucu olabilir.
"habervakti"sitesinden alıntıdır.

YILIN BOMBASI...BELKİ DE YÜZYILIN...


Bugünün bomba haberi...
Aslında karikatürlük olayı...
Zekeriya Beyaz,Esenler Belediye Başkan Adayı olacakmış,hem de Chp'den(Halbuki,ben Akp,Bbp,Sp(saadet),Mhp'den teklif getirmelerini beklerdim(!).Hiç güleceğim yoktu.Bir siyasetçiliği kusur kaldı,her şeyi bitirdi de.Ne enteresan bir ülke burası ya rabbim.

26 Kasım 2008 Çarşamba

chp kömür yerine ne dağıtacak


baykal,müthiş bir açılım yaparak,çarşaflılara rozet taktı ve gündeme oturdu.aleyhine ya da lehine herkes baykal hakkında bir şeyler söylüyor,yazıyor,çiziyor(ben dahil).bu kadar ilgi gören baykal,seçim öncesi herkese önce çarşaf dağıtacakmış,sonra da çarşaf dağıttıklarına rozet takacakmış :))).amaç "reklamın iyisi kötüsü olmaz"söyleminin doğruluğunu test etmek.seçim öncesi gündem baykal ve chp olur.:))bu da baykal ı patlatır(!) :))

25 Kasım 2008 Salı

KIZIM DURU'DAN İNCİLER...


BABA:
-Kızım niye,o oyuncağı kardeşine vermiyorsun,biraz da o oynasa,bak ağlıyor...
-Baba,hep ben üzülüyorum,onun yüzünden.Biraz da o üzülsün...!
-?!

Silahlı Saldırıya Uğrayan Ünlüler...

AHMET ÇAKAR
2004 yılında eski FIFA hakemlerinden Ahmet Çakar da Mecidiyeköy'de uğradığı silahlı saldırı sonucu yaralandı. Mecidiyeköy Profilo Alışveriş Merkezi önünde otomobilinden inen Ahmet Çakar'a, kimliği bilinmeyen bir kişi yaklaştı. Çakar saldırıda karnından ve kasığından vurularak yere düşerken saldırgan da yaya olarak kaçmayı başardı.
ARTO
Eylül 2000'de Arto, silahlı saldırı sonucu Etiler'de Tolga Bilgi tarafından bacağından vuruldu.
ASENA
Ocak 2003'te ünlü oryantal Asena, silahlı saldırıya uğradı. Bir televizyon kanalında yayımlanan 'İbo Show' adlı programın çekimlerine katılmak üzere Seyrantepe'deki stüdyolara giden Asena, arabasından inerken, kimliği belirsiz bir kişi tarafından bacağından vuruldu. Olayın hemen ardından hastaneye kaldırılan Asena, ameliyata alındı. Kurşunun Asena'nın diz kapağının altına isabet ettiği öğrenildi.
CENGİZ İMREN
Mart 2006'da fantezi müzik yorumcusu Cengiz İmren uğradığı silahlı saldırı sonucunda bacağından yaralandı. İstiklal Caddesi'ndeki bir bardan çıkışta vurulan İmren, ameliyata alındı.
DERYA TUNA
Ekim 2002'de Derya Tuna, Günay Restaurant'ın önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu Hüseyin Bozan tarafından bacağından vuruldu.
GÜLŞEN
Aralık 2007'de Ankara'da sahne aldığı gece kulübünün çıkışında Gülşen silahlı saldırıya uğradı. Saldırıdan yara almadan kurtulan Gülşen, şöyle konuşmuştu: "Kulüp çıkışında birkaç kişinin bağırarak ateş açtığını gördüm. Bana yönelik bir saldırıydı ama kimin, neden böyle bir şey yaptığını bilmiyorum. 11 yıldır piyasadayım, ilk kez böyle bir şey başıma geldi!"
HINCAL ULUÇ
1994 yılında Hıncal Uluç da silahlı saldırıya uğradı.
İBRAHİM TATLISES
Ocak 90'da İbrahim Tatlıses Maksim Gazinosu'nda sahnedeyken bacağından vuruldu. Saldırganlar Ramazan Yetişen ve Fuat Aslan, vurma gerekçelerini "Bize kaset sözü verdi ama yapmadı" şeklinde açıkladı.
İSMAİL TÜRÜT
Mayıs 2001'de İsmail Türüt, daha önce Arto'yu vuran saldırgan Tolga Bilgi tarafından sahne aldığı restoranda ayağından vuruldu. Yakalanan bilgi, gazetecilere "Çok konuşursa böyle olur'' dedi. Bilgi, Arto'yu vurduktan sonra cezaevine girmiş, 6 ay sonra tahliye edilmişti.
KAYA ÇİLİNGİROĞLU
Kasım 2003’te Kaya Çilingiroğlu, işyerinin önünde üç kişinin silahlı saldırısına uğradı. İki dizinden de vurulan Çilingiroğlu'nun sağlık durumu iyi. polis saldırganların eşkalini belirledi.
MEHMET ALİ ERBİL
Şubat 2005’te ünlü sunucu Mehmet Ali Erbil’e silahlı saldırıya uğradı. Erbil’in aracına kimliği bilinmeyen kişiler tarafından ateş açıldı. Mehmet Ali Erbil, aracına binerken dört el ateş edildi. Kurşunlardan biri, Erbil’in aracına isabet ederken, diğeri çok yakınından geçti. Mehmet Ali Erbil, şans eseri ölümden döndü...
MUAZZEZ ERSOY
Ekim 98'de konser vermek için Edirne'ye giden Muazzez Ersoy, silahlı saldırıya uğrayıp bacağından yaralandı. Olay, Ersoy'un, hayranının şampanya teklifini geri çevirmesinden kaynaklandı.
OKAN BAYÜLGEN
Kasım 97'de Okan Bayülgen de bacağından vurulmuştu. 'İstanbul Kanatlarımın Altında' isimli sinema filminin setinde bacağından vurulan Bayülgen'in saldırganı Murat Çakmak, sanatçıyı filmde canlandırdığı 'Lagari Hasan Çelebi' rolüyle Osmanlı'ya hakaret ettiği gerekçesiyle vurduğunu söyledi.
ÖZCAN DENİZ
16 Şubat 2008'de Çeşme'de bir otelde sahne aldıktan sonra Mustafa Adaş tarafından bacağından vuruldu. İddialara göre 'Meleğim' şarkısını isteyen Adaş, Deniz şarkıyı söylemeyince silahına davrandı.

OĞLUM KAYRA'DAN İNCİLER...

-BABBA,BİR 3 BİR 3 E NE DEMİŞ?
-NE DEMİŞ OĞLUM?
-GEL BERABER 33 OLALIM DEMİŞ,HAHAHAA! GÜZEL Mİ OLDU BABBA!
-?!?!?!?!?! (yaş 5)

ANNE:
-OĞLUM!BENİ Mİ DAHA ÇOK SEVİYORSUN,BABANIMI?
-ANNE! BABAMI ÖNEMSİYORUM,SENİ SEVİYORUM :) (yaş 5)




22 Kasım 2008 Cumartesi

CEVABA BAKARMISINIZ?



Vakit haberi patlattı, Genelkurmay bakın ne dedi?

Tuğgeneral Metin Gürak'a Vakit'in 'helikopterle piknik' haberi soruldu. Gürak'ın cevabı bakın ne oldu?
Kobra helikopteriyle pikniğe giden Orgeneral Hasan Iğsız'ın görüntüleri ortada kaldı. Haftalık basın toplantısında kobralı fotoğrafa yanıt gelmedi. Vakit'in gündeme getirdiği habere tepki gösteren Tuğgeneral Metin Gürak "amacı belli olan yayın organlarıyla igili soru sormayın" cevabını verdi.Genelkurmay Başkanlığı 7-21 Kasım tarihleri arasında 59 iç güvenlik olayının meydana geldiğini ve bu dönem içinde güvenlik kuvvetleri tarafından 14'ü teslim olma, 11'i yakalanma ve 7'si ölü olmak üzere 32 bölücü terör örgütü mensubunun etkisiz getirildiğini bildirdi.

Vakit'in dün yayınladığı görüntülere göre, Org. Hasan Iğsız eşi ve çocuklarıyla beraber, kobra tipi askeri helikopterle aile pikniğinde görüntülendi. Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak tarafından yapılan basın bilgilendirme toplantısında, 900 uzman jandarmanın istifa ettiğine dair haberlerin doğru olmadığı ve Vakit gazetesinin yazdığı 'helikopterle piknik' haberine cevap verildi.
HELİKOPTERLE PİKNİK SORUSU
''Bazı basın organlarında ''helikopterle piknik'' şeklinde bir haber yer alıyor. Bu konuda bir açıklama yapılacak mı?'' sorusuna Tuğgeneral Gürak, ''Bize, amacı belli olan yayın organlarının yayınlarına dayalı soru sormayın'' karşılığını verdi.
Bence cevap şu olmalıydı:Konuyu araştırıyoruz,gereği yapılır.Verilen cevaba yazık demekten başka bir şey bulamıyorum.

21 Kasım 2008 Cuma

pakize suda'dan köşe yazarlığına yorum


Evet,pakize hn.köşe yazarlığı ile ilgili bir yazı yazmış.benim çok hoşuma gitti yazısı.Ben aslında olaya gazetecilik olarak değil,hayata bakmak anlamında baktım.Aynı şeyleri hayat için yorumladım ve buraya aldım.
Pakize Suda köşe yazarı olmak isteyenleri uyardı!...

Kim istemez ki köşe yazarı olmayı? Bir çok insanın hayalindeki meslek.. Ama işte göründüğü kadar kolay değil...
Bir çok insanın hayalidir gazeteci, köşe yazarı olmak.. Pakize Suda bugün yazısında köşe yazarı olmak isteyenleri uyarıyor. Köşe yazarlığının zorluklarını birbir anlatıyor. "Şikayet etmiyorum, izin istemek içinde yapmıyorum" diyor Suda "Sadece bilin istedim" diye ekliyor... Bu işin en zor tarafı, yani bir gazete köşesinde yazmanın, hayatın içinde ve hayata bağlı olma zorunluluğudur bana sorarsanız. Bunun 365 gün 24 saat mümkün olmadığını söylememe gerek var mı? Siz de "insan"sınız, bilirsiniz. Bazen öyle bir koparsınız ki hayattan, dünya yıkılsa umurunuzda olmaz. Evin, hatta odanın dışında olup biten her şey artık çok uzaktır. Buzlu camın arkasından bakarsınız dünyaya. Herkesin önemli bulduğu meseleler, bütün koşuşturmalar boştur, boşunadır. Başka bir iş yapıyor olsanız durumu idare edebilirsiniz. Otomatiğe bağlarsınız birkaç gün. Ama bizim işte olmaz.
24 saat gözünüzü dört açacaksınız... Kaçırmayacak, atlamayacaksınız... Canlı ve heyecanlı olacaksınız... Bırakmayacaksınız kendinizi... Gevşemeyecek, boş vermeyeceksiniz... Çok bilgili, en azından ilgili olacaksınız... Hayatla bağlarınızı koparmayacaksınız... İşiniz hayattır çünkü. Oysa ne sık ilgisini kaybeder insan olan bitene... Ne sık çekilir o buzlu camın arkasına... Ne sık yabancılaşır etrafına... Bir gün önce deli gibi merakla takip ettiği bir sürü şeyi nasıl umursamaz olur... Üstüne ciddi ciddi ahkám kestiği bir sürü şey nasıl komik görünür gözüne... Muhasebecisiniz diyelim, yahut terzi, yahut aşçı, mühendis... Bazen aklınız orada olmasa da eliniz, gözünüz alışkanlıkla götürür işi... Ama bizim işte aklınız hep yanınızda olacak. Zordur zor. Düzeltmesi yoktur. Hesapları ertesi gün yeniden gözden geçirebilirsiniz... Bizim işte ertesi gün çok geçtir. Yaptınız yaptınız... Yapamadınız, yandınız. Yalnızsınızdır bir de... Topu atacak amir, memur, sekreter, yardımcı, yamak yoktur yanınızda. Sonra herkes tetiktedir... Bir açık, bir yanlış bulmaya ayarlıdır. Okur, öteki yazarlar, patron...
Yok, şikáyet etmiyorum. İzin için girizgáh da yapmıyorum. Sadece durumu anlatıyorum. İçinizde hevesli olanlar varsa... Yok, "vazgeçin" demiyorum, sadece bilin. MIŞ-MUŞ Demet Akalın sevgilisinden ayrılınca 10 günde 5 kilo vermiş. Bütün diyetler çöpe! Çevre ve Orman Bakanlığı, ormanlara zarar veren böceklere karşı özel böcekler üretmiş. Derin devletin orman versiyonu! İşsizlik oranı yüzde 9.8’e çıkmış. Ekmek her zaman aslanın ağzında ama şimdi aslanı arayıp bulacaksınız önce.

10.11.2008 - 16.11.2008 tarihleri arasında gazetelerin satış rakamları...

GAZETE NET SATIŞLARI

ZAMAN
882.173
POSTA
627.342
HÜRRİYET
517.672
SABAH
410.985
P.FOTOMAÇ
268.804
MİLLİYET
246.139
FANATİK
230.649
VATAN
222.417
TAKVİM
196.728
AKŞAM
158.127
TÜRKİYE
143.745
GÜNEŞ
142.678
SÖZCÜ
141.675
YENİ ŞAFAK
103.042
STAR
102.682
CUMHURİYET
76.725
YENİ ÇAĞ
57.009
A.ŞOK
56.697
RADİKAL
55.543
EFSANE FOTOSPOR
52.166
MİLLİ GAZETE
51.284
A.VAKİT
51.209
FOTOGOL
46.625
TARAF
43.356
BUGUN
42.811
YENİ ASIR
42.519
HO.TERCÜMAN
21.089
REFERANS
13.269
ORTADOĞU
8.268
YENİ ASYA
7.586
G.EVRENSEL
7.472
BİRGÜN
6.458
DÜNYA
5.819
YENİ MESAJ
5.321
TODAYS ZAMAN
5.112
ÖNCE VATAN
3.292
T.DAILY NEWS
2.863
HÜRSES
2.171
TOPLAM
5.059.522

TAKİYYENİN DANİSKASI..!




Sevgili Deniz Baykal,çarşaflı,türbanlı,başörtülü,masa örtülü,aklınıza gelebilecek her türlü örtülü vatandaşa chp rozeti takmış,onları bağrına basmış(!)."Onlar da vatandaşımız"demiş.Utanmadan...


Bir gün sonra bağrından itmiş"Üniversiteye filan girmek istemek yok!"...Yaptığımız açılım birden kapanım oluverir.Ne haddine senin örtülü insanlara yaklaşmak.Ne işin var o insanlarla.Onlar insan bile değil ki(!).Sen git, kendi kokanalarınla takıl.Nur Serter ile, Türkan Saylan ile,Canan Arıtman'ınla...


Takiyye!


Lan bu yaptığın; takiyyenin bir üstü için kullanılacak bir kelime var mı? Ben bilmiyorum!Varsa;bu yaptığının adı odur.İnsanı insanlıktan çıkarırsınız siz.Üç oy için,Ata'nı reddedersin sen.Adam ol da kenara çekil artık.Türkiye'ye yazık etme.Artık seni bu ülke kaldıramıyor.İki yüzlülüğünü,takiyyeni,salakça ettiğin cümleleri.Git artık Baykal git,CEHENNEME KADAR YOLUN VAR...


18 Kasım 2008 Salı

Yalçın Küçük

Bugün bir internet sitesinde okudum.pkk nın yetkili ağzıymış yalçın küçük.Ne ilginç bir ülkenin mensubuymuşum.Adamın internet sitelerinde yayınlanan,pkk kamplarından verdiği görüntüler,daha gözümün önünden gitmeden,bilmem nerede pkk için sarfettiği cümleler yazıyordu internet sitesinde.Ne şerefsizler yetiştirmiş bu ülke.Biri apo,biri yalçın küçük,biri bilmem kim,daha neler görecek bu insanlar belli değil.Her okuduğum haber,neredeyse şok ediyor.Adamın birisi devletin bekaası için bazı bilgilere ulaştı diye,öldürülüyor;bir başkası yine aynı amaca hizmet etmek için,suçlu yakalıyor,bir başka yere sürülüyor,ya da görevden alınıyor.Bu devran böyle dönmeyecek sanıyorum.

13 Kasım 2008 Perşembe


Hürriyet ne yazdı, (ne yazamadı)

13 Kasım 2008 12:15

Değerli okuyucularımız böyle bir yazıyla zamanınızı almak istemezdik. Ancak malum gazetenin doğurduğu lüzum üzerine, affınıza sığınaraktan...

Babıali Mahallesi'nin en iri kabadayısı Hürriyet, semte yeni taşınan komşuların huzurunu kaçırmasından rahatsız oldu.

Kendi yapıp, kendi sattığı putların artık gerçeği görenlerce ayaklar altına alınmaya başlaması üzerine dehşete düşen gazete, köşeye sıkışanlara has bir psikolojik hamle ile "muhatap almayı gururuna yediremediği" rakiplerini suçlayan bir metin kaleme alarak birinci sayfasından okurlara duyurdu.

"Değerli okuyucularımız, böyle bir yazıyla zamanınızı almak istemezdik. Ancak son günlerde iyice saldırganlaşan tavırlar karşısında, bir defalığına, affınıza sığınıyoruz" dip notu ile sunulan metin aslında Türk Basın Tarihi'nde bir Devrim Noktası. Çünkü Hürriyet bundan önce kendisine kimseyi muhatap almadan, hasımlarını dolaylı yollarla karalayan haberler yaparak bitirmeyi tercih eden bir üsluba sahipti. Şimdi en azından "ezerim ayağımın altında" tavırlarıyla da olsa muhatap almış oluyor..

Hürriyet'in yayınlandığı metni sizlere kelimesine dokunmadan (hatta aslında ne anlatmak istediğinin açıklamasını da parantez içinde promosyon hizmeti olarak vererek) olduğu gibi sizlere sunuyoruz.

Karar sizin, bakalım doğru okumuş muyuz?


CÜCE, YANDAŞ VE BESLEME
(HÜRRİYET’İN İTİRAFNAMESİ)
TÜRK basınında adil ve dürüst yarış imkánı ne yazık ki tedavülden kalktı. Kaldırıldı, iptal edildi. (TÜRK basınında adil ve dürüst yarış imkánını tedavülden biz kaldırdık. Kimse bizimle baş edemez.)
Babıáli’nin DNA’sı bozuldu, genlerine fesat yerleştirildi. (Babıáli’nin DNA’sını bozduk, genlerine fesat yerleştirildik. Bu iş için çok uğraştık ve başardık.)

Mahallemizin ilginç bazı yeni sakinleri var. (Mahallemizin yeni sakinleri istediğimiz gibi at koşturmamızı engelledi, oluşturduğumuz hortum düzenini bozdu.)

Kalleşçe, birlikte pusu kurup mahallenin eski sakinlerinin üzerine çullanıyorlar. (Doğruları yazıp, ortak akılla yolsuzlukların haksızlıkların üzerine gidiyorlar. Haliyle rahatsız oluyoruz)
Siyasetçi eliyle cüce, yandaş ve besleme bir basın yaratıldı. (Siyasetçi eliyle cücelikten çıktık. Herkesi öyle sanıyoruz.)


* * *Bu basın cüce... (Kendimizi dev aynasında görüyoruz)

Topunun satışını birbirine ekleseniz, tümünü üst üste koysanız bir Hürriyet etmiyor.(Bunca yıllık gazeteyiz, sonradan işe başlayanlar yetişip bizi geçti. Tiraj yarışında son bir hamle gerek, böyle bir şey yazmaya karar verdik.)

Ama yaptıkları yaygaraya baksanız, sanırsınız ki beş katı. Siyasetçi eline bir borazan tutuşturmuş, mahallenin altını üstüne getiriyor.(Yıllardır öttürdüğümüz bir borazan vardı, şimdi kör misali herkesi kendimiz gibi biliyoruz. Artık borumuzu öttüremiyoruz.)

Bu basın yandaş... (Yaftalamayacaktık ama huyumuz kurusun)

Bütün gün sahibinin dizinin dibinde oturup, yukardan "Saldır" sesi geldiğinde saldıran yeni bir tür bu. Bildiği tek istikamet, sahibinin işaretparmağının ucu.(Bugüne kadar biz ne yaptıysak, rakiplerimizin de aynısını yaptığını sanıyoruz fildişi kulelilerimizden bakınca… Patronun parmağı mı o?)

Konuşabildiği tek lisan, sahibinin iki dudağının ucundan fışkıranlar. (Biz çıkmadık patronun emrinden, onlar da çıkmaz... )

Bu basın besleme... (Beslene beslene bu kadar büyüdük)Kabına kim yiyecek koyarsa onun emrine amade. (İkide bir değişen yayın politikamız, telefonda yapılan pazarlıklar, iş takipçilikleri… ‘Ana avrat küfür edip’ sonra barışmalar... Bunlar bizim yaptığımız işler değil. Ama biz sizin zekanıza güvenmiyor ve sallıyoruz.)

* * *Çıkardıkları şeyin adı hukukta mevkute diye geçiyor. Hayrettir, kimse onlara "gazete" demiyor. (Halk bizim için ne diyor hiç umurumuzda değil. Biz bildiğimizi okuruz.)

Gazete denince, insanın, vatandaşın aklına Hürriyet geliyor. (Yine kendi plazamızda yaptık bu araştırmayı. Aslında sokaktaki vatandaşa sormadık ne diyorlar diye. Umurumuzda da değil. Biz seçim tahminlerini de plazamızdaki insanlara sorarak yapmıştık. Gerçi sonra ‘Biz uzayda yaşıyoruz’ diye çok hayıflandık ama olsun. En büyük plaza bizim palaza.)

"Soygunlar, yolsuzluklar konusunda ne yaptınız" diye sorsanız, mafyanın üzerine gittiniz mi deseniz, tıs yok. (Ergenekon ne acaba?)

Deniz Feneri deseniz ışığı yok ki sayfalarını aydınlatsın. (Kendi yalanımıza inanıyoruz. Siz de bize inanın)

Lügatlerinde "Ali Dibo" kelimesi yok. (İşimize yarayan en son kelime budur işte)

Yolsuzlukları görmezler, siyasetçinin yalanlama makinesidirler. (Biz kimseye söz hakkı vermeyiz, bildiğimizi okuruz. Onlar karşı tarafın da görüşünü alıyor. Ne gereği varsa.)

Yolsuzlukların üzerine gitmezler, gidemezler; ama yolsuzlukları yazan Hürriyet gibi gazetelerin üzerine saldırırlar. (Daha yalanla / yolsuzluk arasındaki farkı anlayamadık. Neden haberlerimizin yalanlandığını da anlamış değiliz.)

Habercilik, gazetecilik yarışına hiç girmezler. (En güvenilir habercimiz bile oturduğu yerden ‘testis’ haberi yapıp sonra özür diliyor. Gerisini siz düşünün)

Çünkü bilirler ki, daha ilk 50 metrede havlu atacaklar. Gazetecilik dalında yarışamayınca başka branşa geçerler. (Bu bizim en iyi yaptığımız iş)

En iyi bildikleri dal, iftira atmadır. (Bu alanda rekorumuz var, bize kimse yetişemez Ama biz vatan millet için mecburen yapıyoruz)Orada rekorlarına kimse erişemez. (Bu rekor bizim demiştik)

* * *Bu cüce, yandaş ve besleme basın şimdi Hürriyet’e ve sahibine saldırıyor. (Bizim gruba alternatif oluşunca bizim patronun açıkları ortaya çıkmaya başladı. Eskiden iki gruptuk ne güzel… Bir de centilmenlik anlaşması yapmıştık kimse kimsenin açığını yazmıyor, hükümet kurup, hükümet deviriyorduk. Gazetecileri işten atıyor, birbirimizin grubunda çalıştırmıyorduk. Çok centilmendik çoooookkk. Nerede o günler?)

Onlara cevaplarını gazetecilikte vermeye kalksak, muhatap yok ki yakasına yapışalım. (Aslında verecek cevabımız yok ama bu cümle güzel durdu.)

Mesleki rekabet desek, Babıáli olimpiyatlarında, iftira atma diye bir branş yok. (Bu branşı biz başlattık. )

Varsa da biz o yarışta yokuz. (Dün hazırladığımız gazeteyi unutuyoruz, iki satır önce yazdıklarımızı unutmamızı mazur görün)

Öyleyse, evli evine, köylü köyüne. (Açıklarımız ortaya dökülmeden önce bu işi bırakıyoruz.)

Biz gazeteciliğe, siz yarıştığınız iftira ve pislik kulvarına. "Sahibinin sesi" olmak kolay değildir, çok meşakkatli iştir. (Bu işin meşakkatli olduğunu bizzat yaşayarak öğrendik. Bir hafta boyunca Can Dündar’a saldıran sonra da çıkıp ‘eleştirilecek bir şey yokmuş’ diyen bizdik. Bu kadar hızlı çark edebiliyoruz. Bizim gazeteciliğimiz bu kadar.)

Allah’tan ki, böyle musibetleri sava sava yaşamayı ve bir de şunu öğrendik. Türkiye’de iktidarlar geçici; Babıáli’deki cüce beslemeleri ise onlardan bile gelip geçici. (Ne kadar rakip varsa hepsini bir şekilde egale ettik. Bir şekilde iflas ettiler. Basında tekel oluşturmaya az kalmıştı ki yeni sesler türedi. Tahammül edemiyoruz artık bunlara. Biz yok ettikçe onlar yeniler türüyor. Bizim de bir yere kadar gücümüz yetiyor. )

Bizse hancıyız... (Dediğimiz dedik, çaldığımız düdük)

11 Kasım 2008 Salı

MARKA (zaman içinde yaşadığım marka muhabbetleri)
















Marka olmak kolay değildir.İnsanların zihninde isim oluşturmak marka olmak değildir.Oluşturduğunuz o ismin içini hizmetle,güvenle,ciddi kriterlerle,güleryüzlü personelle doldurmak gerekir.





Bir keresinde Kamil Koç otobüs şirketi ile Antalya'ya gidecektim,Alanya'ya kadar götürüldüm.Hadi oradan geri getirildim,bir diğer otobüsle(kaybettiğim zamandan bahsetmiyorum farkındaysanız).Antalya'dan da Denizli'ye geceleyin geçeyim dedim.Gece,yorgunluk doğal sonucu olarak uyku ortaya çıktı ve uyudum.Muavinin elindeki listede nerede ineceğim yazılı iken,uyandırılmadım ve Manisa dolaylarında uyanmışım.Muavin,pişkin pişkin"uyumasaydın"diyebildi.Bu firma 80 yıllık firma(!).





Cantaş'tan bir çanta aldım,iki ay içinde çanta delik deşik oldu.Çin malı imiş,ancak kendi markaları üzerinde bas bas bağırıyor ve hiç bir yerinde Made in China ya da P.R.C. yazmıyordu.Her neyse,çanta ilk arızasında fabrikaya gitti,dikildi geldi.Ben de; sorun çıkarmanın anlamı yok,mükemmel olmasa da yapmışlar işte, mantığı ile çantayı aldım.Fakat,çanta bu kez alttan delinmeye başlamıştı.Bunun içinde çantayı geri getirdim(bilinçli tüketiciyiz ya).Çanta,yamalanmış şekilde geri getirildi.Doğal olarak almadım.Personel de "beyefendi,bir çözüm bulsaydık"tarzında hiç yaklaşımda bulunmadı.Yaklaşım aynen şuydu"işine gelirse".Bu ağızdan söylenmedi,ancak görünen köy de kulavuz istemiyordu.Aradan bir 15 gün geçti,firmaya bir mail attım,telefonla bana geri döndüler,özür dilediler,gidip muadil başka bir çanta ile değişiklik yapabileceğim söylendi.Muadil bir çanta bulamamıştım,biraz daha pahalı olan bir başka modelle fark vererek yeni çanta sahibi oldum.Ancak çantaya ayırdığım bütçenin üzerine çıkmak durumunda bırakılmışlığın enayiliğini hissettim.





United Colors of Benetton, ne güzel söyleniyor değil mi? Hatta dünya sorunlarına bile eğilen bir marka değil mi?Öyledir herhalde,ancak ben bu konuda şüpheliyim.Bu markanın bayiliğini yapan,kapısında bu isim yazan Bakırköy'deki satış noktasından bir hırka aldık,haftasında tüylendi,geri getirdik,fabrikaya gönderdiler(!),sanırım bir permatikle traşlamışlar,geri geldi hırkamız,"olur mu böyle" muhabbetleri arasında(kısa geçiyorum),hırka bize öylece kaldı.Oradan da edindiğim intiba şu oldu "işine gelirse".Gelmemişti tabii.Bu olayın üzerinden nerdeyse 10 yıl geçti,unutmamışım ve blogumda yazma gereği duydum.





Benetton'dan bir daha asla alışveriş yapmadım,Kamil Koç'a bir daha asla binmedim.Cantaş'ın mevzusu çok uzak değil,ancak iyi biliyorum,oradan da ölene kadar alışveriş yapmayacağım.

Babamın oğlu OBAMA


Obama Abd başkanı seçildi.Birilerine göre de, dünyanın yeni lideri.O kadar büyük sempati ile karşılandı ki; acaba Obama ile çok yakın kandaşmıyız diye düşünmek zorunda kaldım.Sanki ermeni soykırımı gibi bir cümle sarfetmemişti,bu kadar sıcak karşıladı halkımız.Babamızın oğlu gibi karşıladık adamın seçilmişliğini.Obama,dünyanın düzenini değiştirecekmiş gibi algılandı.Adalet dağıtacakmış gibi algılandı.Niyesini hala bilmiyorum.Bu yaşıma kadar hep şunu gördüm.Her yeni gelen devlet başkanı,ateşle bir imtihan edilir.Her gelen,bir ülkeye savaş açmış,açtırılmıştır.Obama için müslüman deniyor,ona da islamı en katı yaşadığı iddia edilen İran'a saldırttırırlar.Evet,şöyle geriye doğru bir bakın,mutlaka bir savaşı vardır,Abd liderlerinin.
İnşallah yazıya döktüklerim olmaz...

Mustafa...


Can Dündar bir film yaptı.Daha doğrusu belgesel,Mustafa.
Böyle ad mı verilirmişten başlayarak,vur abalıya kaabilinden saldırıldı Can'a.Halbuki sinema salonundan çıkan sade vatandaş ne kadar da duygulanmıştı.Uzatılan mikrofonlara ne duygu yüklü konuşmalar yapmışlardı.Eğer bilselerdi; bu belgesel aleyhinde bu kadar olumsuz şeyler söyleyecekler bir bilenler,sinemanın kapısından geçerlermiydi acaba? Evet, Mustafa bir insan değildi halbuki.Hatta o'nun silüeti bile resmedilmemeliydi.O kutsaldı(!).Maazallah çarpılıverirdi insanoğlu.Bu sendrom ve hengame ile belgesel hala sinemalarda gösterimde.Kimi aldırış etmiyor eleştirilere utanmadan hala gidiyorlar izlemeye.Kimileri tereddüt yaşıyor;gitsem mi?gitmesem mi?
diye...
Yazık bu insanlara yaa.Bırakın rahat rahat gitsinler,seyretsinler.Üç kuruşluk beyinleri var onları da karıştırmayın.Tamam siz en iyisini bilirsiniz ama,insanların sinemaya gitme özgürlüklerini bari almayın ellerinden.Her b.ku bilmek zorunda hissetmeyin kendinizi,bunu da bilmeyi verin nolacak?
Mustafa elden mi gidecek,komik olmayın...

10 Kasım 2008 Pazartesi

TELEVİZYON

Televizyon, bizim eve siyah-beyaz yayın varken girmedi,giremedi. Renklendikten sonra girdi.Televizyon, siyah-beyaz iken benim için Pembe Panter'di,Tom ve Jerry'ydi,Charlie Chaplin'di,Kovboy Filmleriydi.Daha sonraları renklendi,futbol maçları oldu,konserler oldu.İlk televizyonumuz Philips'ti(şimdi bir siyonist markası diye sıcak bakmam ama o zaman öyleydi işte).Kaliteydi sonuçta ardından gittiğim.O zamanlar ilk medya bombardımanını kovboy filmleri ile yaşamıştım.Bir tabancam,bir kovboy şapkam,bir kovboy yeleğim vardı ve bunları kuşanıp arkadaşlarımla oynamaya çıkardım.İlk TRT kanalları vardı,sonra ilk özel tv olan Star ile tanıştık.Araba dağıtıyordu yeni kanal,Mazda.Önden farları çıkan bir model ile Türkiye'yi kendilerinden bahsettirmeyi başarmışlardı.TRT tadını sonradan gelen hiç bir özel kanalda bulamadım.Neyse konumuz bu değil.Günümüz kanallarındaki bombardıman konum.Çizgi filmler ile çocuklar,şiddet ve markaların peşine takılıp sürükleniyor.Kızım Barbie,Oğlum Spiderman "KOLİK"oldu bile.He bir de winx kızlarımız var.Bunlar bizim evdekiler,dışarıdakiler daha farklı.Gençler,dizilerin esiri olmuş,dizilerin kuşatması altında.Kız-erkek ilişkileri,oldukça geniş mezhep çerçevesinde televizyonlar tarafından pompalanıyor bizlere.Bir de son yıllardaki film ya da dizilerde(yerli-yabancı hiç farketmiyor) kız egemenliğini kabullendirmeye çalışıyorlar.Erkek acizi oynamak zorunda bırakılıyor ve bu davranış şeklinin normal olduğu şırınga ediliyor.Yersen diyemiyorum,çünkü yiyor toplum.
Gelecek nesil,korkutuyor,ürkütüyor beni.Şu devir,anne ve babalığın en zor devirleri.

YOUTUBE NASIL İZLENİR?

youtube bildiğiniz gibi yasaklanmış durumda.uzun bir süredir yasak.kimimiz için ise,bu yasak hiç başlamadı.çünkü serbest giriş mümkün.öncelikle; her hangi bir arama motorundan(ör:google) "youtubejacker"ı aratıyorsunuz,bulup indiriyorsunuz,bilgisayarınıza.çalıştırıyorsunuz.daha sonra explorer ı açıp http://www.youtube.com/ yazıyorsunuz,bir bakıyorsunuz youtube dasınız.hem youtube u hem de buradaki youtube dan alıntı videoları izleyebiliyorsunuz.kolay gelsin.:)

8 Kasım 2008 Cumartesi

90ların başında radyo televizyon programları


BAM TELİ;insan olduğumuzu hatırlattığı için.
DENİZ FENERİ;insanlık için bir şeyler yapabileceğimizi gösterdiği için
GECENİN GÜNLÜĞÜ;seviyeli bir radyo programı olduğu için
CEVİZ KABUĞU;ilginç gündemler oluşturduğu için.

90ların başında özel günlere bakışım

anneler günü,babalar günü ve böyle bahanelerle türetilmiş tüm günlerden nefret ediyorum.
her çocuğun annesi , babası olmadığı için;bu günlerde onlar adına içim acır.

ramazan ve kurban bayramları; bayram olarak anladığım zamanlar,gerisi boş.

90ların başında kişilere,kuruluşlara bakışım



Hz.Muhammed; diyecek bir söz yok.
fatih sultan mehmet; 21 yaşında istanbul u bize hediye etti,daha ne yapsın.
edison;adam ampulü buldu,sağ olsun(öldü ama)
malcom x;amerika da uyanışa katkısı olduğu için.
çeçenler;yürekleri için.
ziya ül hak;yaşadığım ve gördüğüm sürede ülkeme dost olan tek lider

birleşmiş milletler;bombok bir teşkilat

90ların başında müzik

sevdiklerim;
reggae,rock,hard-rock slow,türk sanat müziği,türk halk müziği

sevmediklerim;
arabesk,hard-rock,

90ların başında elektronik markalar

o yıllarda sevdiğim markalar(şu an siyasi ve küresel açıdan bu bakış değişti)
bosch-çamaşır makinası
aeg-buzdolabı
kenwood-müzik seti
jvc-televizyon
ibm-bilgisayar
panasonic-telefon
nokia-cep telefonu 8110
colt-45lik-tabanca
bunlardan bir tek aeg buzdolabımız olmuştu :)

90ların başında mekanlar



sevdiklerim;
şehzade;farklı bir yer(şimdi hatırlamıyorum,eskiden böyle yazmışım)
yeşil ev;sultanahmet te nezih sıcak bir mekandı.
ortaköy;sıcak mekan
city lights bar;hoş mekan(galiba ceylan otelin en üst katındaydı)
merit bab-ı ali bar; sessiz bir mekan ama hoştu.
english pub;kafana göre bir mekan

sevmediklerim;
ataköy regetta; seviyesizlik diz boyu
ortaköy;sıcaklığı yanında kalabalık

90ların başında gazete dergiler

sevmediğim yayın kuruluşları(sevmediklerim içinde okuduklarımda vardı)
hürriyet
milliyet
sabah
türkiye
yeni yüzyıl
radikal
tempo
aktüel
liberal-ekonomi
bunların içeriklerinden de;sosyete sayfaları,paparazzi haberleri,aktüel haberler,magazin haberleri,hepsi birbirinin içinde zaten ama...

okuduklarım
tempo
radikal-ekonomi
aktüel
aksiyon
ekonomist
bilim ve teknik
kültür dünyası
life

7 Kasım 2008 Cuma

90ların başında içeceklerim

bunlar sevdiklerimdi.
kısa camel-filtreli
kısa gitanes-filtresiz
parliament-uzun (şimdi nefret ediyorum,abd malı ya!)
cin-tonik(artık alkolle aram yok)

rakıdan da nefret ederdim.

90ların başında giyim-kuşam markalar

bunlar o zaman sevdiğim markalar
nike; ayakkabı(imaj)
adidas;ayakkabı(sağlamlık)
cat;ayakkabı(özellik)
mudo;giyim/kuşam (çizgi)
ray-ban;gözlük
seiko-saat
lorus-saat

bunlar da sevmediklerim
benetton;sahtekarlık
sisley;sahtekarlık

90ların başında arabalar

vosvos-kaplumbağa
porsche-başka söze gerek yok

murat 124 :) şahin :))

90ların başında hayvanlar(benim için)

köpek;sadıklığı,güvenilirliği.
kedi;kedi işte.
papağan;şaklabanlığı.
yunus;sevimliliği
yılan;soğukluğu
fare;fare işte.
denizanası;yüzerken rahatsız ettiği için...
denizkurdu;denizde rahatsız ettiği için...
domuz;pis ve kokar.
akrep;kalleş.

90ların başında benim için spor


-yüzme,futbol,koşu,masa tenisi,her türlü uzak doğu sporu(sadece heves olarak kaldı),boks,voleybol,basketbol./bunlar sevdiklerim
-güreş/bu da sevmediğim.sebebi de hiç estetik değilmiş :)

90ların başında ve bugün bazı isimlere bakışım


ali bayramoğlu;gözlemleri ve dürüstlüğünü o zamanlar severdim,hala sevmeye devam ediyorum.
cengiz çandar;gözlemlerini ve dürüstlüğünü severdim,kendini de severdim.galiba kendini şimdi sevmiyorum.
ahmet hakan coşkun;dürüst ve cesur habercilik yaptığı için severdim, artık aydın doğan ın kalemşörlerinden olduğu için aynı şeyleri hakkında düşünemiyorum.
uğur dündar;taraflı,karalama merkezli programlara imza atarak kendini sıfırladığını düşündüğüm medya mensubu.şu günlerde buna yeniden soyunmuş gibi gözüküyor.
hulki cevizoğlu;yansız program yaptığı için,müthiş bir beyni olduğuna inanırım,kültürüne gıpta ettiğim için severdim.şimdi ise tarafsızlığını,bir tarafa bırakıp,bir tarafa taraf olduğu için,o da gözümde bitenlerden.
beyaz;esprileri,dobralığı için severdim,hala beyaz var ve hala aynı pencereden bakıyorum
hülya uğur;o zaman böyle biri vardı,hatta yazmaya bile değmezdi ama,yazmışım öyle kalmış işte,şimdi kim olduğunu bile hatırlamıyorum
engin noyan;mükemmel bir insan,içinden geldiği gibi olan...
nedim saban;aptal gelirdi bana.şimdi tatlıcı tombak oldu.
hamdi alkan;seviyesizliği için sevmezdim
gülgün feyman;iticiliği ve haber spikerliğinden çok,afet tellalı olduğu için nefret etmişimdir.
huysuz virjin;seviyesiz olduğu için sevemedim(esprileri kulağa hoş gelse de)
murat başoğlu;sempatik bir sunucu olduğu için severmişim,ancak şu an kimdi diye hatırlayamadım.
reha muhtar;bir şey yazmama gerek yok,ama tiksinirdim.
boran kaya;bir insan ancak bu kadar insanlıktan çıkabilir
bülent(kral tv programcısı);tarzı için sevmezdim
okan bayülgen;kendini matah bir şey sandığı için sevmezdim,ancak şu günlerde ben de onun matah bir şeyleri olduğunu düşünmedim değil.
cem özer;programcı olduğunu düşünüp aptalca esprilere imza attığı için,sevmem,hala sevmem.
ayşe önal;doğruları yansıttığı için; gözlemleri ve haberciliği için severmişim o zamanlar
emin çölaşan;kahvehane muhabbetine yaslanmış gibi gazetecilik yaptığı için,sevmedim,sevemedim,sevmeyeceğim.
aziz üstel;bir dönemin kasıntısı diye görürdüm,ancak şu dönem,adam kasılmakta haklıymış,birikimi iyiymiş diye düşünüyorum.
arzum onan;hem sevimli,hem güzel.Allah sahibine bağışladı.
şebnem dönmez;fırlama bir sevimliliği var.
tayfun talipoğlu;mükemmel belgesellere imza attığı için,hep adam gibi adam geldi bana.
ali şen(fenerbahçe eski başkanı); sevmedim,ali şen olduğu için.
ihsan doğramacı;mumya gibi bir adam olduğu için sevmedim.
cemil ipekçi; i..e olduğu için sevmem(şu aralar bir çok adamdan daha adam gibi konuşsa da)
sevda demirel; etinin tüccarlığını yaptığı için sevmem.
hüsrev,hüseyin,kezban hatemi;kültürleri,donanımları için severim,
medyum memiş;.................
medyum keto;.....................
fethullah gülen; bir davaya baş koyup o yolda başarılı olduğu için beğenirim.
begüm özbek;farklı gelmiştir hep bana.
ertuğrul sağlam(beşiktaşlı futbolcu);efendiliği için(beşiktaşa teknik direktör oldu,bıraktı)severdim,şimdi adam olduğu için severim.
oğuz çetin(fenerbahçeli futbolcu);efendiliği ve futbolunu severdim.
aykut kocaman(fenerbahçeli futbolcu);efendiliği için severdim
feyyaz uçar(beşiktaşlı futbolcu);esprileri için severdim.
petar naumoski; o yıllarda türkiye deki en iyi basketbolcu diye şerh düşmüşüm.

hasip kaplan

program devam ettikçe,HASİP KAPLAN VE AYNI FİKİR PAYDASINDA BULUŞANLARIN NE KADAR ŞEREFSİZ OLDUĞUNA ŞAHİT OLDUM.

hasan celal güzel-hasip kaplan


6 kasım 2008 gece kanal d de 32.günü izliyorum,birilerinin söyleyemediklerini hasan celal güzel, hasip kaplan a söyledi."siz pkk sınız,siz teröristsiniz,siz katilsiniz,siz 10 yaşındaki çocukların eline taş verip sokaklara dökenlersiniz,siz .......vs.siniz.hasip kaplan da hiç utanmadan,biz bembeyaz partiyiz,demeye devam ediyor.vs.vs.

3 Kasım 2008 Pazartesi

1 Kasım 2008 Cumartesi

1990 lı yıllarda siyasilere ve bazılarına bakışım

-adnan kahveci; adam gibi politikacı olduğu için,severdim
-yıldırım akbulut;başbakanlığı döneminde beni çok güldürdüğü için(evet,o dönemde fıkraları sayesinde gülmüştüm ancak,sonrasında adamı bilinçli bir şekilde saf biri gibi göstermişler,bunu öğrendim ve güldüğüm kadar üzüldüm.)
-hasan mezarcı;kültürlüydü,birikimliydi,bu yanları için sevmiştim,ancak nolduysa hapishaneye düştükten sonra resmen delirttiler adamı(naptılarsa,bir beyni yok ettiler)
-güneş taner;yalaka olduğu için ve radyasyonlu çayları millete içirdiği için nefret etmiştim.
-yalım erez;söylediklerinin aksini,cephe değiştirdiği anda yaptığı için(insan biraz bekler :)) ben de sıfırlandı.
-mesut yılmaz; hiç bir şey olmadığı için,benim içimde hiç bir şeyin altına bile düştü.
-deniz baykal; savunmam için hiç bir yanı olmadığı için sevmem(o zaman sevmezmişim şimdi nefret ediyorum)
-şemsi denizer;işcinin parasıyla sefa sürdüğü için sevmem(sonraları öldürüldü,insan olarak üzülmüştüm)
-bayram meral;işçiyi sattığı için sevmem.
-ergün göknel;skandalları için sevmezdim.
-yıldırım aktuna;sadece vatandaş olsun yeter dediğim bir doktordu.
-esat kıratlıoğlu;bir dönem çok iyi yalaka olduğu için,sevemediğim şahsiyet.
-şevki yılmaz;davasının adamı olamadığı için sevmedim.
-müslüm gündüz;islami kesim onun yüzünden rencide edildiği için,nefret ettim.



1990 lı yıllarda Sevdiğim Filmler


Arabesk-
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği-
Kusursuz Fırtına-
Ölü Ozanlar Derneği-
Çağrı-
Leon-

1990 da yabancı şarkıcılara bakışım


Freddie Mercury;ırkçı olduğundan nefret ediyorum.ona rağmen sevdiğim parçaları var.ör;we will rock you.
Joan Baez;tarzını seviyorum.
Bob Marley;reggae yi onunla sevdim.
Ub40;reggae yi sevmemi devam ettirdikleri için.
Sqorpions;rock ve rock işte,bunun için
Cat Stevens;Yusuf İslam olduğu için seviyorum :)

1990 da Türk şarkıcılara bakışım


Ebru Gündeş; sesi güzel,ama kendini sevmem,burnu havada olan insanları sevmem.
Hülya Avşar; hiç sevmedim,türk toplumuna kötü örnek teşkil ettiğinden sevemedim.
Sibel Can; magazin şarkıcısı.
Seda Sayan;zorlama şarkıcı,benim için hiç bir nötr.
Mahsun Kırmızıgül; berbat sesi olan şarkıcı,
İbrahim Tatlıses;mükemmel sese sahip türkücü.ama sevmiyorum
Emrah;yapmacık,vs.vs.
Nükhet Duru;sadece bakımlı görüntü,o kadar.
Zülfü Livaneli;şarkılarını,türkülerini,seviyorum,misyonunu sevmiyorum
Yeni Türkü;eski şarkılarını seviyorum,yenilerini sevmiyorum.
Erkin Koray;hala ayakta,isminden sözettirmeyi bilen şarkıları her zaman gündemde.
Doğuş;sokaktan geldiği için,şarkıları bana güzel geldiği için,kendi olduğu için.
Zuhal Olcay;farklı bir şeyler yaptığı,benimde bunları sevdiğim için.
Candan Erçetin;şarkıları için.
Yılmaz Morgül;sanat müziğinin hakkını verdiği için
Çelik;bazı şarkıları için seviyorum,davranışları için sevmiyorum
Ajda Pekkan;nasıl süperstar hala anlayamadığım biri.
Asım Can Gündüz;sempatik,içten,farklı olduğu için.
Barış Manço,eskimediği için.
Haluk Levent;insanlar yardımcı olmayı sevdiği için.

1988 de sevmediğim sanatçılar


Woody Allen
-aptal bulduğum için
Sylvester Stallone (Sayın Arthur'un uyarısı üzerine yanlışlıkla yazılan stellone,düzeltilmiştir,kendisine teşekkür ederim.)
-yanlışlıkla yazdım,zaten o sanatçı filan değil.

1988 de beğendiğim yabancı sanatçılar


Clint Eastwood
-çizdiği karakterler için
Kevin Costner
-oyun gücü
Micky Rourke
-tarzı,oyun gücü için
Sharon Stone
-yorum yok
Meryle Streep
-oyun gücü için
Julia Roberts
-hoş olduğu için
Jamie Lee Curtis
-oynadığı rollerin hakkını verdiğini düşündüğüm için
Nicole Kidman
-hoş olduğu için
Nastasia Kinski
-hoş olduğu için,oyun gücünü sevdiğim için
Mel Gibson
Richard Geere
Demi Moore

31 Ekim 2008 Cuma

1988 de sevmediğim yazarlar


Aziz Nesin
-yazımları,kendisinin lanse edilmesinin yanında hiç bir şey olduğu için,
-ateist olduğu için.

1988 de Sevdiğim yazarlar


Mehmet Akif Ersoy;
-istiklal marşı yazarı olduğu için,
-kişiliği için,
-yazımları için.
Necip Fazıl Kısakürek
-yazımları için,
-mücadele ettiği dava için.
Ümit Yaşar Oğuzcan
-mükemmel bir şekilde şiirlerine aşkı yansıttığı için.
Can Yücel
-şiir dilini,hicivini mükemmel kullandığı için.
Şair Eşref
-açık sözlülüğü için.

21 Ekim 2008 Salı

Bedelini ödesin...


Sayın Başbakanım,

Belki bir bildiğiniz vardır.Ancak dışarıdan görüntü şudur ki; "Ordu mensuplarına bir şey söylenmesin,haklı ya da haksız." yaklaşımınız,beni dumura uğrattı.Eğer Aktütün'de ihmal gerçekten varsa."Suçlu ayağa kalk" denmesin mi? O 17 genç gibi,bir başkalarının ölümüne sebebiyet veren zeminler ortadan kaldırılmasın mı? Bir kere Aktütün Karakolu'nun şekli,şemali,endamı ofsayt; derme çatma bir bina.Bina bile değil.Bugünkü gazetelerden birinde,bir yazarımız,Fenerbahçe'de yapılan yatakhaneden bahsediyor.Oraya harcanan paraları görünce,Aktütün'de kamera görüntüleri olmadan da bir ihmal olduğu gözümüze giriyor.İhmali olan hesap vermesin mi?Ordumuz(kurum olarak),bizim ordumuz.İçindeki bireyler,bizim içimizden çıkan bireyler.Toplumun her kesiminde olduğu gibi, orada da çürük elmalar yok mudur?Bunların ayıklanmasını istemeyelim mi?Ben genel olarak haber akışlarına baktığımda orada bir ihmalin olduğunu görüyorum(bizim göremediğimiz bir başka boyut yoksa).İhmali olan bedelini ödesin.

NELER OLUYOR...


Bir kaç gündür, yazılı ya da görsel medya da güneydoğunun değişik illerinden, gösteri,çatışma,kavga-gürültü haberleri yağıyor.Star haber ağzı ile "kalkışma(!) provası".Neler oluyor,diye düşünmekten kendimi alamıyorum.Cezaevinde bir öküzün omuzundan bastırmışlarmış,o nedenle infial olmuşmuş.İstanbul'da araçlar yakılıyor,Ağrı'da 1 kişi ölüyor(2 kişi diyen de var), Diyarbakır'da çatışmalar, Van'da Türk bayrağı asılı bina taşlanıyor(Sanki o vilayet Türkiye sınırlarında değil), taşlayanların liderleri de "Polis, bayrağı indirtseydi bina taşlanmazdı,binaya bayrak asan suçlu" diye açıklama yapmaktan utanmıyor.Ülkenin geleceğini temiz bir zemin üzerine oturtacağına inanılan bir davanın (ergenekon davasının),arifesinde zanlılara biat edenler, ortalığı karıştıracak eylemlere imza atmaktan çekinmiyor(hem de ellerinde Türk bayrakları ile).
Bir bilen varsa, söylesin; neler oluyor sahiden...

18 Ekim 2008 Cumartesi

EĞER DOĞRUYSA...


TARAF GAZETESİNİN YAZDIKLARI,ORTAYA KOYDUKLARI EĞER DOĞRUYSA...
BEN TARAFTAN TARAFIM.
YOK EĞER YANLIŞSA,TARAFINIZA...

16 Ekim 2008 Perşembe

islam konferansları

21.islam konferanslarına ait resimler bir arkadaşımdan geldi. Resimler günün hangi saatinde,hangi şartlarda çekilmiş bilemiyorum. Çoğunluğu uyuklayan islam temsilcileri(!). İslam ülkelerinin gelişememesinin sebebi bu olsa gerek. Uyuklayan milletler olmamız. O resimlere bakarken,içimden şu cümle geçti "Filistin'deki ,Irak'taki zulmü bu şekilde hak ediyor(!) islam ümmeti". Bir yazık kelimesi daha kaydı,geçti beynimden.

15 Ekim 2008 Çarşamba

Ne ülkeyiz ya!

Gündem yine yoğunlaştı.Aktütün saldırısı ile dağlanan yürekler... ve hareketlenen medyamızın göbeğine bir gazetemiz, bomba attı. Aktütün skandalı denebilecek boyutta,haberler,belgeler...

Taraf gazetesinin ortaya koydukları, yenilir-yutulur şeyler değil.Eğer bunlar doğru ise, ki; gazete,"doğru olan her bilgi ve belgeyi yayınlayacağız" diye açıklama yaptı.Buradan da şu çıkıyor ortaya,haber ve belgeler doğru.Karşı olarak yapılan İlker Başbuğ açıklamasında bunu teyit etmeyen cümleler göremedim.Sadece tehditkar bir açıklama var.Televizyonda taraf gazetesinin haberi üzerine geçilen yorumları görünce,her şey ayna gibi ortadayken,bu baskın nasıl yenilir diye insan düşünmeden edemiyor.Golf mu dediniz? Ne alaka,canım! O görüntüleri seyreden,benim gibi düşünür"Golf oynarken bile oradaki pkklıları leş haline getirebilirsiniz!" Olay o kadar vahim yani.Altını çizerek söylüyorum,eğer o görüntü,haber ve belgeler doğru ise;17 şehidin ailesinden helallik istemeniz lazım.Verirler mi bilemem.Tabii ona da yüzünüz varsa,ya da o yüzü toparlayıp karşılarına geçebilirseniz.
Diğer yandan,eski bir bakanımız açıklama yapıyor:"Apo'yu başımıza Bahçeli bela etti!" -hadi buyrun burdan yakın-. Milliyetçi söylemleri ile taş üstünde taş bırakmayan sayın Bahçeli'nin yediği naneye bak.
Buradan neyi anlıyoruz; her şey göründüğü gibi değil.Siyah görünen beyaz,beyaz görünen siyah olabilir, uyanık olmak gerek...

14 Ekim 2008 Salı

bir kısım medya


Bir dönemin takunyalı lideri olarak lanse edilen Necmettin Erbakan'ından öğrendik bu söylemi.Karşılığını bulmuştu ifade "Bir kısım medya"diye anılan medya, Necmettin Erbakan'ın ipini çekti.Bir irtica teranesi uydurdular,buna halkı inandırdılar(bu halk da biraz sazandır ya neyse).Daha doğrusu bir kısmını inandırdılar.Ancak,sesi daha çok çıkan bir kısım medya gibi,o inandırılanların da sesi daha çok çıkmaya başladı.Sonrasında 28 şubat derin darbesi oluverdi.
Zemin hazırlanmaya başlamıştı öncelerden.Refahın kasası olduğu söylenen Süleyman Mercümek diye biri kanalı ile Bosna'ya para gönderilmişti.Bu günlerce,aylarca basında yer aldı.Yolsuzluklar,parayı iç etmeler olarak anlatıldı bir kısım medya tarafından bir kısım insanlara.Gazeteci arkadaşım Serdar Arseven, Süleyman Mercümek ile görüşmüş; onun ağzından şu bilgilere ulaşacaktım.Evet,Bosna'ya para gayri-resmi yollardan ulaştırılmıştı.Çünkü,resmi yollardan yapılan yardımların yarısı katil sırplara,kalan yarısının yarısı hırvatlara,diğer yarısı bosnalılara kalıyordu.Düşünün müslümanlar,müslüman kardeşlerine yardım olarak para gönderecekler, bu paranın % 75'i düşmanlarına verilecek,kalan % 25 ile yetinmek zorunda kalacaklar.Çünkü BM kuralı böyleydi.Yani müslümanlar kendi kendilerini vuruyorlardı.Süleyman Mercümek kanalından giden paranın tamamı müslümanlara gidiyordu.Bir kısım medya,bunu yaptı diye, bu adamın üzerinden Erbakan'a o dönem saldırdıkça saldırdı.O zamanlar bir kısım medyanın personelinin hangi dinden olduğunu sorgulamadım dersem yalan olur.O zamanki bir kısım medyanın açılımında şu gazeteler yer alıyordu; sabah(o zaman dinç bilginindi), milliyet,hürriyet ve yandaş gazetelerdi.

8 Ekim 2008 Çarşamba

UTANIYORUM

...... orduevinin yanında çocuk parkı var.Çocuklarımla orada oynuyoruz,eğleniyoruz.Kapıda görevli erler var; kimisi nöbet tutuyor,kimisi de gireni çıkanı kontrol ediyor.O akşam sanıyorum bir düğün var orduevinde.Kapıdaki görevli düğüne geldikleri belli insanlara, saat 19.00 da içeri almaya başlayacağız türünden bir açıklama yapıyor,şu banklarda oturup bekleyebilirsiniz diye çocuk parkının yan tarafındaki bankları gösteriyor.Buraya kadar canımı sıkan bir durum yok.Saat 19.00 gibi olmaya yakın, davetliler içeri alınmaya başlanıyor.Bir hareketlenme oluyor,davetli kadınlarda.Başında örtüsü olanlar(başörtüsü olanlar) örtülerine ayar vermeye başlıyorlar.Alttan bağla,yandan çöz,sağa çevir,sola çevir vs.Bu hengame geçtikten sonra dışarıda altmış yaşlarında bir teyze kalıyor.Bakıyorum başörtüsüne(hani şu istenmeyen bağlanış şekli ile mi bağlamış diye-ne haddimeyse-) bir tuhaflık göremiyorum.Sonuçta altmış yaşlarında bir teyze ve başını bağlamış o kadar.Araya birileri giriyor; teyzeyi içeri alsınlar kaabilinden; ı-ıh,yok. Kırkiki yaşlarında bir görevli(herhalde bir astsubaydır-bilmiyorum-) "Kırkiki yaşından sonra laf mı işittiriceksiniz bana,alamam,kusura bakmayın". Teyze, öyle mahzun,kapıda dikili tek başına kaldı.Öylece duruyor,cüzzamlı gibi, dışarıda bırakılmışlık,reddedilmişlik,yok sayılmışlıkla.UTANIYORUM.Sonradan takım elbiseli biri içeriden dışarı çıkıyor,dışarıda bekleyen teyzeye bir şeyler söylüyor,teyze, kapıdaki bir başka davetliye "......ye selam söylersin" diyerek dışarı çıkmış olan o takım elbiseli beyle,orduevinden uzaklaşıyor,boynu bükük şekilde,davete icap edememenin hüsranlığı ile.YAZIK.
...ve bu yazıyı yazarken aklıma, son şehitler geliyor,son cenaze törenleri. Gözüme takılan şey şu;çoğu şehidin annesi,bacısı,o kapıdan çevrilen teyze gibi başı örtülü.BİR KEZ DAHA YAZIK DİYORUM.UTANIYORUM...!

KARTELİN YENİ HEDEFİ...hatipoğlu hoca


Ekranlarda oluşturduğu tebliğ yöntemi ve söylemiyle büyük ilgi toplayan, yaptığı programlarla raiting leri altüst eden Dç.Dr. Nihat Hatipoğlu’nun ''astronomik ücret'' aldığı iddiası yepyeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.Televizyon programından ''20 bin YTL aldığı iddia edilen'' Nihat Hatipoğlu hakkında şimdi de Diyanet’ten de maaş aldığı iddiaları ortaya atılarak karalama kampanyası başlattılar.. “Din adamlarının bu tür hareket etmesi etik açıdan doğru olur mu” fetvaları veren malum medya birden ahlak abidesi kesildi!!MEVZUATA UYGUN Akşam gazetesinin haberine göre, Nihat Hatipoğlu ise, “Önceden ücretsiz izinliydim. 6 ay ücretsiz izin alarak dışarıda program yaptım. Şimdi yine izinliyim. Ücret almam da normal. Mevzuata aykırı bir şey yok” dedi.Diyanet’ten, Ramazanda özel bir kanala yaptığı program nedeniyle bu ücreti de almadığını söyleyen Hatipoğlu’nun, yine kurumdan yurtiçi ve yurtdışı resmi programlar için harcırah istemediği belirtildi. SÖYLENEN RAKAM DOĞRU DEĞİLHatipoğlu, hakkında çıkan ‘program başına 20 bin YTL alıyor. 400 bin dolar da transfer parası aldı’ iddialarına şu sözlerle çok sert tepki gösterdi: “Söylenen rakamlar doğru değil. Ama bir ücret aldığım doğru, çünkü emek veriyorum. Bu, benimle kanal arasındaki bir konudur. Raitingim zaman zaman yüzde 50’nin üzerine çıkıyor. Ben eskiden de başka kanallarda program yapıyordum; o zaman neden kimseden ses çıkmıyordu? Raitingim rekorları kırınca ses çıkarmaya başladılar. Bükemedikleri eli kırmaya çalışıyorlar. Ben halkı aydınlatıyorum, halka dinimizi sevdiriyorum. Alevi’yi, Sünni’yi kaynaştırıyorum.”

6 Ekim 2008 Pazartesi

17 şehit


17 şehit vermişiz...
5.kez baskın yemişiz...
yani 5.kez istihbarat zaafı...
birine bir hak verirsin,bu iyiniyettendir(!)
birine ikinci hakkı verirsin,bu birinciden tecrübe etmediğindendir.
birine üçüncü hakkı verirsen bu aptallıktandır.
hepsi 20 yaşlarında,hepsinin üzerinde 20 yıllık emek var.ailelerinin emeği.aileleri hayata atılmadan önceki son engel askerliklerini yapmaları için gönderdikleri görevlerinde,kendi hatalarından değil devletin hatasından sıyıramadıkları çocuklarının yasını tutuyor şimdi.aileleri,onları 20 yaşına kadar,kıt imkanları ile korumuş kollamışlar,ancak devletimiz,tüm imkanlarla donatılmış olmalarına rağmen,onları koruyamamış,komik değilmi? ailelerin kendi iradeleri dışındaki son engelde başkalarının hatalarından dolayı 20 yıllık emeklerinin heba olmasına mı yansın,bir daha kucaklayamayacakları evlatlarına mı? yazık.daha fazla yazamıyorum...